 |
Vurmalı(Çalgı)  Fransızca perküsyon (percussion) sözü dilimizde "Vurularak çalınan müzik aletleri." anlamında kullanılmaktadır. Bu söz için Kurumumuz vurmalı (çalgı) karşılığının uygun olduğu görüşündedir
Perküsyon 
|
|
|
|
doğal zayıflama,
özel ders,
orjinal pembe maske,
ozoderm,
tercüme,
maydanoz hapı,
smoky 7,
sandalose,
metrik kılavuz,
psikolog,
african mango,
mesut yar
antakya
biber hapı ile zayıfladı
|
|
|  |
Cumhuriyetten Günümüze Türk Dilinin Dünü, Bugünü Ve Gelece?i - Prof. Dr. Vural Ülkü |
Say?n Ba?kan, de?erli dinleyiciler. Kar??la?t?rmal? dil bilimi, a??rl?kl? olarak Almanca üzerinde çal??an bir ki?i olarak Türk dilinin, özellikle bugünkü durumu üzerindeki görü?lerimi, bu konuda yeni görü?ler oldu?unu dü?ündü?üm biraz da ters görü?lerimi sunmaya çal??aca??m.
?Dil?in ne oldu?u, nas?l ortaya ç?kt???, insan?n, insan olma sürecinde hep üzerinde durdu?u, dü?ünürlerin her zaman ele ald??? en temel sorular?n ba??nda gelmi?tir. Dil biliminde ?dil? için yap?lan yüzlerce tan?mlama aras?nda en yayg?n kabul görenlerden birisinde, dil ?bir halka sözlü ve yaz?l? biçimde ileti?im arac? olarak hizmet eden, sesler, kelimeler, onlara ba?lanm?? anlamlar ve kurallar sistemi? olarak tan?mlanmaktad?r.
Ancak dilin, bir ileti.im arac? olmaktan daha fazla i?levleri oldu?u da herkesçe bilinmekte ve kabul edilmektedir. Bir ulusu ulus yapan ögelerin ba??nda dilin geldi?i, yine herkesin kabul etti?i bir gerçektir.
?nsanlar, hayatlar?nda soyut olarak ?dil? ile de?il, esas olarak kendi ülkelerinin ulusal dili ile, Türkçe, Almanca, ?ngilizce, Rusça ... gibi ?ana dilleri? ile kar??la??r ve ili?ki kurar; dil bilimcilerin de gözlemlerinde ve ara?t?rmalar?nda ç?k?? noktas?, bir toplumdaki insanlar?n ?konu?malar??, sistem olarak dil (langue), ba?ka bir deyi?le bir ana dilidir.
Bugün yeryüzündeki dillerin kesin say?s? bilinmemekte, bilimsel kaynaklarda ?3000 - 7000 aras?? gibi tahminlere yer verilmektedir. Bunun nedenleri aras?nda, baz? dillerin çok az say?da insan taraf?ndan konu?ulmas?, baz?lar?n?n daha hâlâ yaz?ya geçirilememi? olmas? vb. say?lmakla birlikte, en önemli nedenlerinden birisi, dil ile lehçe aras?nda s?n?r çekmekte ya?anan s?k?nt?d?r. Bir de zaman içinde çok say?da dilin ?öldü?ü?nden söz edilmektedir.
Gerçekte burada bilimsel bir yan?lg? söz konusudur. Bir halk?n dili hiçbir zaman tamamen ölmez, yok olmaz. O dilin resmî dil olarak kullan?ld??? devlet y?k?lsa, tarih sahnesinden silinse bile -ki buna tarihten pek çok örnek verilebilir- söz konusu dil, en ba?ta o devleti y?kan istilâc?lar?n dilinde olmak üzere birçok dilde birimler, parçalar halinde ya?amaya devam eder.
Hint-Avrupa dillerinin ortaya ç?k??? ve geli?mesi konular?ndaki bilimsel ara?t?rmalarda çok önemli bir rol oynayan teorilerden ?alt katman teorisi? (Substrattheorie), k?saca, bu dil ailesindeki bütün dillerde ?ölmü?? denilen eski dillerden birer alt tabaka oldu?u gerçe?i üzerinde durmaktad?r. Bu nedenle, y?k?lm?? Roma ?mparatorlu?u?nun dili olan ve ?ölü? diye nitelenen Lâtince, Frans?zca, ?spanyolca vb. Roman dillerinde ya?amaya devam etti?i gibi, bu dillerde o ülkelerin eski halklar?n?n dilleri de ?tabakalar? hâlinde yer almaktad?r. Ülkemizde ise, Hititçe ve ba?ka eski diller, Anadolu?nun birçok yer ad?nda kendilerini hat?rlat?r. ?Trakya? kelimesi bile, Trak dilinden bir mirast?r ve renkli Anadolu dil mozai?inin ta?lar?ndan biridir. Bu örnekler ço?alt?labilir.
Dil bilimcilerin yeryüzünde binlerce dilden söz etmesine kar??l?k, Birle?mi? Milletler?e üye devlet say?s? en son tarihli kaynaklarda 193 olarak verilmekte, bu ise, birçok ülkede birden çok, daha do?rusu çok say?da dilin varl???n? belgelemektedir. Örne?in Hindistan?da resmen kabul edilen dil say?s? onlarla, bölgesel diller ve lehçeler ise yüzlerle ifade edilmekte, bu durumda eski sömürgecilerin dili ?ngilizce?den ortak ileti?im dili olarak yararlanma yoluna gidilmektedir. Afrika ülkelerinde de ayn? durum söz konusudur.
Bu kadar çok dil aras?nda, dünyan?n geni? alanlar?nda ileti?im dili olarak geçerlili?i bulunan, ayn? zamanda zengin bir kültür tarihi temeline sahip dillerin say?s? fazla de?ildir.
Türkçe, bu özellikleri ta??yan say?l? bir dildir. Çok önemli bir özelli?i de, h?zla de?i?en ve geli?en bir dil olmas?d?r.
Diller, insanlar?n, ba?ka bir deyi?le toplumlar?n ürünü oldu?u, toplumlar da sürekli de?i?ti?i için, dünyadaki bütün diller de sürekli de?i?im içindedir. Do?ada ve toplumda de?i?meyen tek yasa, ?her ?eyin de?i?im içinde oldu?u? yasas?d?r. Dillerdeki de?i?meler, bütün de?i?iklikler gibi insanlar taraf?ndan genellikle ho? kar??lanmaz, hemen ve esas olarak ?bozulma? olarak nitelenir. Dili olu?turan iki ana parçadan kelime hazinesinde (söz varl???nda) de?i?iklikler daha h?zl? ve bir bak?ma kolayca gözlemlenebilir biçimde gerçekle?irken, gramer alan?nda daha yava? ve ancak büyük zaman dilimleri içinde tespit edilebilir. Ancak ne olursa olsun, de?i?meler olur; hiçbir dil, olu?maya ba?lad??? zamanki yap?s?n? aynen sürdüremez.
?nsanlar, genellikle kendi hayatlar?nda da, her ?eyin eskiden, kendi çocukluk ve gençlik ça?lar?nda çok daha iyi ve güzel oldu?u, zamanla her ?eyin ?bozuldu?u? inanc?ndad?r ve bu insanlar?n çok ?insanî? bir yönüdür. Ayn? duygusal yakla??m, toplumdaki hemen her konu için oldu?u gibi, dil konusunda da geçerlidir.Yap?lan ara?t?rmalar, bütün ülkelerde insanlar?n büyük ço?unlu?unun dildeki de?i?meleri esasta olumsuz olarak de?erlendirme e?iliminde oldu?unu, söz konusu ülke dilinin ?bozuldu?u? ve bu ?bozulma?n?n sürekli oldu?u inanc?nda bulundu?unu ortaya koymaktad?r. Almanya?da, ülkenin dil bilimi ara.t?rmalar? alan?nda en önemli kurulu?u konumundaki Alman Dili Enstitüsü?nün (Institut für Deutsche Sprache, Mannheim) 1990?lar?n sonunda yapt?rd??? bir ara?t?rmada, her ya?tan, cinsten ve meslekten binlerce ki?iye Almanca?n?n durumu konusunda görü?leri ve de?erlendirmeleri sorulmu?tu. Ankete cevap verenlerin ortalama dörtte üçü, günümüz Almancas?n?n ?eskiye göre? bozuldu?undan ve kötüle?ti?inden emin olduklar?n? söylemi?lerdir. Dilin durumunu ele?tirmek amac?yla kullan?lan ?bozulma?, ?kötüle?me?, ?çirkinle?me?, ?yozla?ma?, ?hastalanma?, ?katledilme?, hatta ?maymun dili hâline gelme? vb. pek çok ifade alt alta dizildi?inde birkaç sayfay? doldurmaktad?r.
?Dilde bozulma? kavram?n?n birkaç kayna?? vard?r. Bir kere Rönesans (Renaissance ? ?Yeniden Do?u??) ve hümanizm ak?mlar?, ?eskiden?, Antik Ça?da, Eski Yunan ve Roma kültürleri dönemlerinde ?her ?eyin? çok iyi oldu?u, zamanla ?her ?eyin? bozuldu?u inanc?n? insanlar?n beynine i?lemi?ti ve bu konuda Katolik Kilisesi ile de esasta fazla ters dü?müyordu; Kilise sadece ba?lang?ç olarak Antik Ça? yerine cenneti al?yordu, o kadar. 18. yüzy?l sonlar?nda Frans?z, ?ngiliz ve Alman Ayd?nlanmac?lar, daha sonra da klâsisizm yanl?lar?, ?geli?me? ve ?ilerleme? kavramlar?n? felsefelerinin ve toplumla ilgili her konudaki görü?lerinin temel ta?? yapt?lar, fakat etkileri s?n?rl? kald?. ?Bozulma? kavram?, 19. yüzy?l ba?lar?nda Almanya?da hem bir kültür ? fikir ak?m?n?n, hem de bir dil bilimi yönteminin bel kemi?ini olu?turdu. Söz konusu olanlar, Almanya?dan ç?k?p Avrupa ülkelerine yay?lm?? tek kültür ? fikir ak?m? olan romantizm ile, ?tarihsel ? kar??la?t?rmal? dil bilimi?dir.
Asl?nda Alman milliyetçili?i ile ba?lang?çtan itibaren tam bir kar??l?kl? ili?ki ve etkile?im içinde bulunan romantizm, Alman dil biliminin de temelini olu?turmu?, romantizm temsilcilerinin büyük bir heyecanla sahiplendi?i ?bozulma? kavram?, Alman dil ve halk bilim dallar?n?n kurucusu Jacob Grimm ve arkada?lar?nca dil bilimi alan?na ta??nm??t?r. Jacob Grimm?e göre, bin y?ll?k Alman dil tarihi, sadece bir ?bozulma?n?n tarihidir, bin y?l önceki Almanca kusursuz bir dildir, ancak zaman içinde bozulmu?tur (dönemin ünlü dü?ünürü Fichte?ye göre ?dejenere olmu?tur?) ve Grimm, 9. yüzy?lda yaz?lm??, ancak son sayfas? kay?p olan ?Hildebrandslied?in (Hildebrand Destan??n?n) o sayfas?na kar??l?k tüm Alman edebiyat?n? feda etmeye haz?rd?r!
Yüz elli y?ldan fazla bir süre etkili olan romantizm kökenli tarihsel ?kar??la?t?rmal? dil bilimi, do?ald?r ki, bütün ülkelerde oldu?u gibi, ülkemizdeki dilcileri de yo?un biçimde etkilemi?tir. Dil biliminde bu yöntem, 20. yüzy?l?n ikinci yar?s?na kadar tek bilimsel yöntem olarak kabul edilmi?ti. 1960?l? y?llardan itibaren, de Saussure?ün görü?lerinden hareket eden yap?sal dil biliminin ve dil?toplum ili?kileri ara?t?rmalar?n?n önem kazanmas?, dil biliminin birçok konusu gibi ?dilde bozulma? konusunun da yeniden ve yine bir yakla??mla ele al?nmas?na yol açm??t?r.
K?saca özetlemek gerekirse, dil biliminde ve dil biliminin kom?u alanlar?nda yap?lan ara?t?rmalar, kamuoyundaki ?bozulma? ile ilgili yayg?n görü?ü desteklememekte, Almancada veya ba?ka dillerde bir ?bozulma?dan söz etmenin yanl??, en az?ndan çok abartmal? bir yarg? oldu?unu, tam tersine, bütün dillerde tarihte e?i görülmemi? boyutta bir geli?meden ve zenginle?meden söz etmek gerekti?ini ortaya koymaktad?r; bu sonuç, elbette ki Türkçe için de geçerlidir.
Bu konuda bir örnek vermek gerekirse, Almanca kelimelerin say?s?, 8. yüzy?ldaki yaz?l? ilk belgelerde 3700?den ibaret iken, iki yüzy?l sonra 7800?e, Orta Yüksek Almanca döneminde (11.-14.yüzy?llarda) 37550?ye ç?km??, 1691?de Kaspar Stieler?in haz?rlad??? ilk büyük sözlükte 68000 kelime yer alm??t?r (Sonderegger 1979: 236); günümüzün en büyük Almanca sözlü?ü 12 ciltlik Duden?de (Das große Wörterbuch der deutschen Sprache) ise, be? yüz bin madde ba?? ?kelimenin? bulundu?u görülmektedir. Bu düzenli ve h?zlanan art???n yan?nda dikkat çekici bir ba?ka husus, sadece son yüzy?lda Alman kelime hazinesinin yüzde elli oran?nda yenileyip büyümesidir. Bu geli?mede en önemli rolü, insanlar?n, en ba?ta çocuklar?n bilgi ufuklar?n?n ve kaynaklar?n?n inan?lmaz boyutlarda geni?lemesinin, ileti?imin yeni teknolojiler sayesinde giderek artan bir h?za ula?mas?n?n ve pek çok yeni bilim dal?n?n ortaya ç?k?p geli?mesinin oynad???, yoruma gerek b?rakmayacak kadar aç?kt?r.
Kelime hazinesi d???nda ba?ka alanlarda yap?lan incelemeler de benzer sonuçlara götürmektedir. Alman lise ö?rencilerinin 1900 ? 2000 y?llar? aras?nda yazd??? kompozisyonlar?n yirmi?er y?ll?k dilimler hâlinde incelenmesi, günümüz ö?rencilerinin, kelime hazinesi yan?nda ifade gücü ve genel kültür gibi alanlarda, önceki dönemlerden akranlar?na kat kat üstün oldu?unu kan?tlam??t?r. Bizce bu sonuçlar, ülkemiz ve ö?rencilerimiz için de aynen geçerlidir. ? Ancak insanlar?n bir k?sm?, hâlâ duygusal nedenlerle dilin ?bozuldu?unu? söylemekten kaç?nmamaktad?r.
Benzer durum, ülkemiz için de söz konusudur. Ülkemizde de sürekli olarak Türkçenin ?bozuldu?unu?, ?mahvoldu?unu?, (bir moda deyi? olarak) ?kirlendi?ini? söyleyip duranlar vard?r. Bu ifadelerin bir k?sm?n?, dile özen gösterme titizli?i, televizyonda ve yaz?l? bas?nda yap?lan veya ?ah?slar?n dil kullan?m?nda kar??la??lan yanl??lar kar??s?nda duyulan ?asl?nda iyi niyetli?k?zg?nl???n ve tepkinin dile getirili?i olarak yorumlamak mümkündür. Ancak dilimize kar??, sürekli olarak ?bozuldu?, ?kirlendi? vb. nitelemelerin yarar? üzerinde tart??makta yarar vard?r. Nas?l ki bir anne, çok sevdi?i çocu?una sürekli olarak ?Sen pissin!?, ?Pis k?z?m!? vs. diyerek bir yere varamazsa, gerçekte asla böyle konu?mazsa, bu konudaki tepkilerde de ölçülü olman?n yarar?n?n çok daha fazla oldu?u kesindir.
Ba?ka ülkelerde oldu?u gibi, ülkemizde de ?bozulma? kavram?n? ele alanlar?n üzerinde durdu?u iki ana konudan birisi, kurallarda (söyleyi? = telâffuz, yaz?m = imlâ ve gramer kurallar?nda) yap?lan yanl??lar, öbürü ise, ba?ka dillerden (tehlike olarak görülen) al?nt?lard?r.
Bu sorunlarla, esas olarak normatif, bütüncül bir yakla??mla ve tarihsel dil bilimi yöntemleri ve verileriyle me?gul olunmaktad?r.
Dilde kurallar?n, normlar?n, standartlar?n gere?ini tart??mak anlams?zd?r. Ancak kurallar? mutlakla?t?rmak veya neredeyse kutsalla?t?rmak da ayn? derecede yanl??t?r. Dildeki sürekli de?i?meler nedeniyle, ?do?ru? ve ?yanl??? biçimindeki de?erlendirmeler zaman içinde de?i?ebilir. Almanya?da Gustav Wustmann??n 1891?de yay?mlanan ve o zamanki dil yanl??lar?n? ele alarak ?dil aptall?klar?ndan? (?Sprachdummheiten?) bahseden bu ba?l?kl? eserinin günümüzde incelenmesi, o ?aptall?klar??n büyük bölümünün günümüzde do?ru olarak, en az?ndan ?olabilir? biçiminde kabul edildi?ini ve kuralla?t???n?, ?do?ru? biçiminde de?erlendirilen birçok yap?n?n ise ya sadece kitaplarda kald???n? ve halk aras?nda kullan?lmad???n?, ya da art?k yanl?? olarak görüldü?ünü göstermektedir. ?Bugünün yanl???, yar?n?n do?rusu olabilir.? deyi?i, bu olgunun en özlü bir ifadesidir.
Normatif yakla??m biçiminin bir sak?ncas? da, kendilerinde kural, norm, standart koyma yetkisi ve gücü görenlerin en az?ndan baz?lar?nda gözlemlenen, sadece kendi dediklerinin do?ru oldu?u ve olabilece?i inanc?ndan kaynaklanan, ele?tiriye ho?görüsüz, hatta tepkili ve bunun yan?nda buyurgan tutumdur. Bu konuda da bir örnek vermek yararl? olacakt?r: Son zamanlarda yay?mlanan bütün Almanca sözlüklerde, say?s?z maddede, ilgili kelimenin tan?ml???ndan (?der?, ?die? veya ?das?) bölgesel ve sosyolojik kullan?m farklar?na kadar birçok hususta, farkl? biçimlerin varl??? betimleyici (deskriptif) bir yakla??mla kabul edilerek ve bir de?erlendirme yap?lmadan gösterilir. Çok uzun tart??malardan sonra 1998?de yürürlü?e giren yeni Alman yaz?m sisteminde, pek çok kelimede iki, hatta üç farkl? yaz?m biçimi yan yana verilir; hepsinin kabul edilebilir oldu?u, zaman içinde hangi biçimin daha yayg?nla?t???n?n ara?t?r?laca?? belirtilir. Bilimsel konularda yazanlar, yaz?lar?n?n tüm sorumlulu?unu üstlenerek, yaz?m kurallar? konusunda bile son derece serbest davranabilirler.
Bizde ise, bir üniversitemizde, bilimsel makalelerin yaz?m?nda bir özel derne?in ç?kartt??? yaz?m k?lavuzunun esas al?nmas?, o k?lavuzdaki yaz?l?? biçimlerinin tek do?ru olarak kabul edilece?i, ba?ka biçimlerin yanl?? olarak de?erlendirilece?i, yaz?m yönergesine yaz?lm??t?r!
?Bütüncül? yakla??m da 19. yüzy?l dil biliminin etkisi anlam? ta??maktad?r. Buna göre bir dil, masif ve de?i?mez bir yap?, âdeta bir kristal küre veya gözle görülmez ama saydam bir kütledir. Ayr?ca ba?l? ba??na bir varl?k, canl? bir organizmad?r. Genel dil biliminin kurucusu Wilhelm von Humboldt?un bu ba?lamdaki görü?lerini i?leyerek 20.yüzy?l ortalar?nda sürdüren Leo Weisgerber?e göre, dil tek ba??na topluma ve tarihe yön veren bir güçtür. Toplumu ve insanlar? dikkate almayan bu (felsefî anlamda) idealist görü?, sadece tarihsel ? kar??la?t?rmal? dil yönteminde etkili olmakla kalmam??, birçok ülkede dil tart??malar?nda büyük bir rahatl?kla kullan?l?r olmu?tur. Bu nedenle, dil biliminin genel geçerli bir tan?mlamas? olmayan, fakat zorunluluk nedeniyle öyle kullan?lan (dil, kelime, cümle ... gibi) birçok temel kavram?nda oldu?u gibi, bu konuda da, üzerinde hiç durmadan rahatça ?dil ?unu yapt??, ?A dili B dilini etkiledi?, ?X dili ba?ka dillerden çok kelime alm??? gibi ifadeler kullan?r?z.
Gerçekte ise durumun ba?ka türlü dü?ünülmesi gerekmektedir. 20. yüzy?l?n ikinci yar?s?nda ortaya ç?k?p dil, toplum ve kültür aras?ndaki ili?kileri konu edinen dil bilimi dal? sosyolengüistik / dil sosyolojisi ile, yine son y?llarda büyük geli?me gösteren ?çok dillilik ara?t?rmalar??, konuya ba?ka türlü bir yakla??m gerekti?ini, dili ?kristal bir küre?ye benzetmenin do?ru olmad???n?, bir ?sistem? olarak tan?mlanan dilin çok say?da ?alt sistem?den olu?an bir yap? oldu?unu ortaya koymu?tur. Tarihsel yöntemin aksine günümüzün dilini esas alan ve ara?t?rmalar?n? ona yönelten yap?sal dil bilimi ile, toplum - dil ili?kileri ara?t?rmalar? ve sözlük bilimi (leksikoloji) bulgular?na göre, bütün dillerin içinde çok say?da ve farkl? özellikte grup dili vard?r ve (bu ara?t?rmalar?n öncülerinden Wandruszka?n?n deyi?iyle) herkes kendi ana dilinde, hem de tam bir bilinçle, onlarca dil kullan?r. ??levleri farkl? olan bu ?diller?in ayr? gramerleri yoktur, onlar için esas olan kelime hazinesindeki farkl?l?klard?r. Bu yüzden, t?p, psikoloji, basketbol vb. dilindeki durumdan hareketle genel dil konusunda bir yarg?da bulunmak çok yan?lt?c? olabilir.
??te bu nedenle de, bütüncül, toptan bir ifadeyle, ?Türkçe?de bozulma? gibi bir söz, son derecede tart???lacak bir yarg? olmaktad?r. Burada as?l sorulmas? gereken ?eyler, ?kime ve neye göre? bozulmadan bahsedildi?idir.
?Bozulma?dan bahsedenlerin en büyük k?sm?, as?l olarak ba?ka dillerden al?nt?lar? kasteder. ?Yabanc?? kelimeler, insanlar?n dilde oldukça kolay fark etti?i ve ele?tirmeye e?ilimli oldu?u birimlerdir. Asl?nda bir dilin ba?ka dillerden kelime almas?, bütün ülkelerde tarihin her döneminde gözlemlenen bir olgudur; içinde ba?ka dillerden kelime bulunmayan bir dil olamaz ve dü?ünülemez. Ancak burada da konunun sosyolojik yön dikkate al?nmadan incelenmesi baz? yanl??lara yol açabilir. Gerçekte burada söz konusu olmas? gereken soru, ?kime göre yabanc??? sorusudur. Çünkü e?itimsiz bir ki?iye göre -ister yabanc?, ister yerli kökenli olsun- ?yabanc?? olan herhangi bir kavram, bir terim, o alanda çal??an ki?i için -ister yabanc?, ister yerli kökenli olsun- kesinlikle yabanc? de?ildir. Bu konunun tarihine k?saca bir göz atmak, baz? aç?klamalar? kolayla?t?racakt?r.
Türkçemizin kökenlerinin Orta Asya?da oldu?unu biliyoruz. Türkçenin en eski dönemleri ile ilgili ilk bilgiler ise Çin kaynaklar?nda bulunmaktad?r. ?imdi, Türkler ile Çinliler aras?nda böyle ili?kiler oldu?unu göre, her iki toplumdaki insanlar?n birbirlerinin dilinden kelime almamalar? dü?ünülebilir mi? Do?ald?r ki Türkler, Türklük bilincinin olu?up geli?mesinden, kendilerinin ayr? bir topluluk oldu?unu fark etmelerinden itibaren kom?ular?yla ve ba?lant? kurabildikleri ba?ka topluluklarla ili?kiye girmi?tir ve yine do?ald?r ki, bu ili?kiler dile yans?m??, Çince (inci, ütü, den, tu?...), ayr?ca So?dca (kad?n, acun, kent, borç...), Mo?olca (a?a, maral, kaburga, ?akak...), ?ran ve Orta Asya dilleri ve ad?n? bilmedi?imiz birçok dille kelime al?? veri?i yap?lm??t?r. (Tekin 1972: 143)
Ba??ms?z Türk devletlerinin tarih sahnesine ç?kmas?ndan bir süre sonra, 8. yüzy?lda Türklerin ana yurdunun Arap kuvvetlerince istilâs? ve istilâc?lar?n yo?un ?slâmla?t?rma = Arapla?t?rma politikas?, Türk dilinin geli?mesinde üçdört yüz y?ll?k ve sonradan kapat?lmas? güç bir bo?lu?a neden olmu?, daha sonra bat?ya yönelen Türk topluluklar?n?n yönetici kesimlerinde çok say?da Arapça ve Farsça kelime kullan?lmaya ba?lanm??, ki?i adlar? bile Arapçala?m?? veya Farsçala?m??t?r. ?Türkçe? kavram?, 1277?de Karamanl? Mehmet Bey?in bir iki hafta süren çok k?sa eylemi d???nda yüzy?llarca önem kazanamam??, ancak 20. yüzy?l ba??nda Kemal Atatürk önderli?inde Türkiye Cumhuriyeti?nin kurulmas?ndan sonra ?Türkiye?, ?Türk?, ?Türkçe? kavramlar?n?n içi dolmu?tur.
Osmanl? ?mparatorlu?u döneminde kullan?lan dili tamamen ret ve inkâr etmek, radikal bir tutumun ürünü bir dü?ünü? biçimidir ve Türkçe?nin köklerini koparmaya, yok saymaya çal??mak anlam?n? ta??r. ?Osmanl?ca? diye ayr? bir ad verilen dil, ba?ka bir dil ülkeden ithal edilmi? bir dil de?ildir; toplumdaki bir grubun, yönetici kesiminin ve çevresindekilerin, kendi dillerine, özellikle edebiyat diline çok say?da Arapça ve Farsça kelime almalar?yla olu?mu? bir yaz? dilidir. Arapça ve Farsça kelimeler, din alan? d???nda ba?ka alanlardan, özellikle bilim, kültür, felsefe, sanat alanlar?ndan al?nm?? olamazd?, çünkü geri, hatta ilkel düzeydeki Arap ve ?ran toplumlar? böyle alanlarda kelime hazinesi üretecek durumdan çok uzaktayd?. Bu yüzden darac?k bir kelime hazinesi içinde, bir tak? üzerinde çal???l?r gibi ince i?çilik yapmaya çal???lm??, toplumun küçücük bir alan d???ndaki alanlar? geli?medi?i ve güdük kald??? için, o alanlar?n kelime hazinesi de geli?ememi?tir. (Günümüzde de, Arapça ve Farsça kelimelerin büyük bölümü üst düzeyde kültür, bilim, sanat ihtiyaçlar?n? kar??lamaktan çok uzak oldu?u için kolayca dilden dü?mekte, toplumca önemsenmeyip unutulmaktad?r.)
Ancak Osmanl? ?mparatorlu?u dönemindeki dil, küçük bir grup dili olan edebiyat dilinden ibaret de?ildir. Ba?ka alt sistemlerde baz? geli?meler sa?lanm??, Türklerin Anadolu?ya geldikten sonra girdikleri ve ö?rendikleri yeni alanlarda, özellikle tar?m (bitki, çiçek), bal?kç?l?k, in?aatç?l?k, denizcilik, deniz ticareti, müzik vb. alanlar?nda kapsaml? bir zenginle?me gerçekle?mi?tir. Bu arada binlerce Yunanca (defne, biber, bezelye, enginar, fasulye, fidan, vi?ne, karanfil, kiraz, manolya, mantar, marul, ?hlamur, tarç?n, körfez, liman, gönder, gümrük, avlu, anahtar, uskumru, levrek, palamut, lüfer, sünger...), ?talyanca (kaptan, güverte, f?rt?na, lokanta, masa, patiska, karyola, sigorta, banka, borsa, fatura, fire, manifatura; alabora, arma, band?ra, dümen, filo, iskele, liman...), daha sonra yine binlerce Frans?zca (vapur, tren, bagaj, garaj, sinema, gi?e, bilet, adres, ?oför....) ve çok say?da Slâv kökenli kelime (kral, kraliçe, izbe, kapuska, ?apka....) ya oldu?u gibi, ya da dile uydurularak al?nm??, bunlardan yeni türetmeler için yararlan?lm??t?r. (Al?nan kelimelerin büyük bir bölümü de dolayl? olarak, örne?in Yunanca veya ?talyanca üzerinden al?nan, fakat ba?ka bir dilden gelen kelimelerdir.)
Osmanl?ca örne?inde gözlemledi?imiz bu husus, ?al?nt?? konusunda çok önemli ve her zaman geçerli bir olguya i?aret etmektedir. ?Kelime alma?, herhangi bir yabanc? gücün veya güçlerin, bir yabanc? hükûmetin veya hükûmetlerin, bir kurumun veya kurumlar?n emriyle veya bask?s?yla olmamakta, ilgili ki?ilerden kaynaklanmaktad?r. Kelimeleri, ?u veya bu nedenle (zorunluluktan ve gerekli gördükleri için veya yenilik, prestij, modernlik, dikkat çekme arzular? ve hevesleri ile), ki?iler almaktad?r. Dilde bal?kla ilgili kelime yoksa ve birisi ömründe ilk defa barbunya görüyorsa, bunu oldu?u gibi veya kendi söyleyi?ine uydurarak alacakt?r. Ayn? ?ey telefon?dan otomobil?e, asansör?den opera?ya binlerce kelime için geçerlidir. Dergi ad? olarak Hey Girl, TV Guide..., ticaret dünyas?nda görülen Show-Room, Shoe-Center, House Costume...,hatta Pasha Teahouse, Shalgam... gibi biçimler ikinci kategoriye girer. Ancak ayn? olgular di?er ülkelerde de söz konusudur. Baz? Alman televizyon kanallar?n?n haberleri Almanca o kadar kelime varken ?ngilizce News ba?l??? ile verilmekte, bayanlar için ?ngilizce Woman, çocuklar için Kids dergileri yay?nlanmaktad?r.
Osmanl?ca örne?ini olumsuzla?t?ran yön, çok say?da (ancak farkl? alanlarda!) kelime al?nmas?ndan daha çok, yaz? dilinde Arapça ve Farsça gramer kurallar?n?n temel olu?turmas?d?r. Bunda da suçlu ?dil? de?il, genel olarak bir e?itim sistemi olu?turmakta Avrupa ülkelerine göre çok geç kalan, bu sistemi olu?turmakta da Türkçeye önem vermeyen yönetici kesimdir. E?itim sistemi geli?tirilmemi?, çünkü geni? halk kitlelerinin bilgi sahibi olmas? önemsenmemi?, hatta tehlikeli görülmü?tür. (E?itim sisteminin geli?tirilmemesi nedeniyle, bu konuda Türkçe?ye verilen zarar?n da s?n?rl? kald??? dü?ünülebilir ve bununla teselli bulunabilir.)Avrupa ülkelerine göre matbaan?n da günlük gazetenin de yüzlerce y?ll?k gecikme ile girdi?i, Frans?z dü?ünürü Voltaire?in ?okumayan insanlar ülkesi? diye niteledi?i Osmanl? ?mparatorlu?u?nun y?k?l???ndan sonra, 1928?de yeni harflerin h?zla kabulünde ve yerle?mesinde, halk?n sadece yüzde be? kadar?n?n okuma yazma bilmesi gibi üzücü bir olgu önemli - ve yararl? - bir rol oynam??t?r. Okuma-yazma oran? yüzde doksanlarda dola?an ülkelerde alfabe de?i?ikli?i kolay kolay dü?ünülemez ve gerçekle?tirilemez.
Cumhuriyetin kurulmas?, ?millî e?itim? politikas? ve ?ö?retim birli?i? ile, Türkçe e?itimin yolu aç?lm??, ba?ka bir deyi?le, Türkçenin önündeki Arapça gramer seddi kald?r?lm??t?r.
Osmanl? ?mparatorlu?u?nda dil konusunda bir ba?ka büyük eksiklik, dil çal??ma ve ara?t?rmalar?n?n olmay???d?r. Rönesans ve hümanizm ak?mlar?n?n, bir ölçüde de co?rafî ke?iflerin etkisiyle 15. yüzy?ldan itibaren Avrupa ülkelerinde ulusal dillerin tarihi, (tek ve çok dilli) sözlük, gramer, etimoloji çal??malar? ba?lad???, matbaa yard?m?yla yaz?m, gramer kitaplar?, sözlükler, çeviriler halk?n kullan?m?na sunuldu?u hâlde, Osmanl? devletinde insanlar bunlardan habersiz ya?am??t?r. Türkçenin geli?iminde Orta Asya?daki Arap istilâs?ndan sonra olu?an üç-dört yüzy?ll?k bo?lu?a, matbaan?n çe?itli nedenlerle, esas olarak kökten dincilik yüzünden ülkeye sokulmamas?yla yeni ve bir ba?ka bo?luk eklenmi?, yüzy?llar bo?a geçirilmi?tir. Türkçe ilk sözlük 19. yüzy?l?n ikinci yar?s?nda, Türkçe?nin grameri ancak 20. yüzy?lda yaz?labilmi?tir. Her iki durumda da, örne?in Almanca?ya göre yakla??k 350-400 y?ll?k gecikme söz konusudur!
??te dil ve dil ara?t?rmalar? konusundaki bu da??n?kl???n yerini, Atatürk?ün 1932?de Türk Dil Kurumunu (önce: Türk Dilini Tetkik Cemiyeti) kurmas?yla, düzenli ve amaçl? ara?t?rmalar alm??t?r. Zaman zaman ele?tiri konusu olan baz? a??r?l?klara ra?men, Türk dili konusundaki ara?t?rmalar?n ve çal??malar?n, Cumhuriyet öncesi dönemler, hatta yüzy?llar ile kar??la?t?r?lamayacak kadar geni?, derin ve kapsaml? oldu?u muhakkakt?r. Bu ara?t?rmalar ve TDK d???nda, üniversitelerde yap?lan çal??malar, Türkçe konusunda ?bozulma? vb. görü?lerinin kesinlikle do?ru olmad???n?, tersine, Türkçe?mizin tam bir geli?me içinde oldu?unu aç?kl?kla belgelemektedir. 1930?larda Türk Dil Kurumu?nun haz?rlad??? ilk ?Türkçe Sözlük?te 23 bin dolaylar?nda belirlenen kelime say?s?, ayn? sözlü?ün 2000 y?l?ndaki iki ciltlik son bask?s?nda 75 bin olarak verilmektedir; ba?ka bir deyi?le, kelime hazinesinde üç kattan fazla bir zenginle?me söz konusudur. Öte yandan, Türkiye?de matbaan?n faaliyete geçirilmesinden yeni harflerin kabul y?l? 1928?e kadarki iki yüz y?ll?k sürede sadece 25 bin kadar kitap bas?lm??ken, günümüzde art?k bir y?lda 10 bine yak?n kitap bas?lmakta, çok say?da ve her alanda dergi ve gazete yay?nlanmaktad?r. Gazete ve dergilerin bask? say?s? dü?ük bulunarak ele?tirilse de, tarihte bir Türk toplulu?unda ilk defa olarak milyonlarca insan bu bas?n organlar?ndan yararlanmakta, bir merkezden yap?lan televizyon ve radyo yay?nlar?, yine tarihte e?i hiç görülmedik biçimde bütün evlere girmekte, dilde birlik konusunda çok önemli bir alt yap? olu?turmaktad?r. Yaz?l? ve elektronik yay?n - ileti?im araçlar?ndaki geli?me, elbette dile yans?makta, kelime hazinesi elbette büyümektedir. Günümüzün herhangi bir gazetesindeki bir makale, yüz y?l öncesinin bir yaz?s?ndan tasavvur edilemeyecek kadar öndedir. Kelime hazinesi elbette ki çok farkl?la?m??t?r; bir yanda Türkçe yeni türetmeler h?zla artm??, öte yandan da bilgi ve teknoloji ça??n?n gere?i ve do?al sonucu olarak, görünür ?yabanc? kelimeler? (center, room, plaza, ...vb.) ile, ilk bak??ta belli olmayan, çeviriler yoluyla dile giren al?nt?larda (ye?il ???k yakmak, dar bo?az, içki almak, sivil toplum örgütleri, .. vb.) art?? olmu?tur.
Bu al?nt?lara bakarak hemen pani?e kap?lmak ve ?bozulma?dan bahsetmek yerine, dilimizdeki ?yabanc?? kökenli kelimeleri art?k ça?da? dil bilimin bulgular?na dayal? bir bak?? aç?s?yla ele almakta büyük yarar vard?r. Alman dil bilimci Von Polenz?in deyi?iyle, ?kelimelere pasaport sorulmas??, bu alanda ?rkç? ve nasyonalist yakla??m dönemi geride kalm??, kelimelerin toplumdaki kullan?m?, as?l de?erlendirme ölçütü olmu?tur. Bir dilin kelime hazinesinin sadece o dilin öz kaynaklar?ndan olu?turulan kelimelerden olu?abilece?i kesinlikle gerçekçi bir dü?ünce de?ildir. Bütün dillerde kelime hazinesi, esas olarak kelime yap?m? (eklerle türetme, birle?tirme), kelimelere yeni anlamlar yükleme ve al?nt?lar (ba?ka dillerden kelime alma) yollar?yla geli?ir. ?Küreselle?me? kavram?ndan bu kadar rahatl?kla söz edildi?i günümüzde, ileti?imin ve ula??m?n tarihte e?i görülmemi? biçimde ve boyutta geli?mesi ile, insanlar aras?nda geli?en ve yo?unla?an ili?kiler ve teknolojik devrim, kelime al?? veri?ini de yine tarihte e?i görülmemi? biçimde h?zland?rm??t?r. Ancak bu al?? veri? olay?nda ?e?itlik? ten söz etmek hayalcilik olur; elbette ki baz? ülkelerin insanlar?, baz? dillerden daha çok kelime almakta, baz?lar?ndan ise hiçbir kelime al?nmamaktad?r. Kelime transferinde belirleyici öge, bir dilin konu?uldu?u ülkenin bilim, kültür, ekonomi, siyaset ve askerlik alanlar?ndaki gücüdür. Günümüzde kimsenin Svahili dilinden, Arapçadan, Mo?olcadan vb. bir dilden kelime almas? kolay kolay dü?ünülemez. Buna kar??l?k, yüksek teknoloji ürünleri alan bir ülkede insanlar?n, o ürünleri satan ülkenin diline kar?? tutumu çok farkl? olur. (?Nesneyle ad? birlikte gelir? kural?!). 1970?li y?llarda Alman parlâmentosunda hükûmetin d?? ülkelerde Almanca ö?retimini desteklemek için ay?rd??? ödene?i fazla bularak ele?tirenlere, devrin D?? ??leri Bakan?, ?önce dil giderse, ard?ndan mal gider; Almanca bilenler, Alman mallar?n? tercih ederler? diyerek cevap vermi?ti.
Bugün hemen hemen istisnas?z bütün ülkelerde, ?ngilizcenin etkisinden söz edilmektedir. Almanca ba?lam?nda yap?lan ara?t?rmalarda, çok geli?mi? bir kültür ve bilim dili olan bu dilde, 5 bin kadar? çok aktif ve günlük kelime hazinesinde yer alan 40 binden fazla ?ngilizce kelimenin varl??? belirlenmi? ve sözlüklere kaydedilmi?tir. Benzer durumlar, rakamlarda farkl?l?klar olsa da, bütün Avrupa dilleri için geçerlidir. Asl?nda üç ana parças? Lâtince, Germence ve Frans?zca olan, bunun yan?nda kelime hazinesinde yüze yak?n dilden kelimenin yer ald???, bütün bu parçalar?n (yak?n say?labilecek bir geçmi?te) ustaca darbelerle budan?p basitle?tirilerek oldukça pratik bir düzene sokuldu?u tam bir ?karma dil? olan ?ngilizce, asla dünyan?n en güzel ve en kusursuz dili oldu?u için de?il, Amerika Birle?ik Devletleri?nin dili oldu?u için yayg?nd?r ve etkilidir. ?ngilizcenin günümüzdeki durumu, ?lk Ça?da Yunancan?n, Orta Ça?da Lâtincenin, 18.-19. yüzy?llarda Frans?zcan?n durumlar? ile benzerlik gösterir: O diller o ça?larda (çok güzel ve kusursuz diller olduklar? için de?il,) hangi nedenlerle geni? bölgelerde yayg?n ileti?im arac? olmu?larsa, ?ngilizce de günümüzde ayn? nedenlerle ayn? rolü oynamaktad?r; sadece boyutlar de?i?mi?tir, o kadar. ?ngilizce bir kelimeyi kendi iradesi, iste?i ve karar? ile al?p kullanmaya ba?layan bir ki?i, toplumda uygun bir ortam söz konusu yapayaln?z kal?rd?. Ancak büyük ço?unlu?u çok k?sa, hatta tek heceli olan ?ngilizce kelimeler, kelime hazinelerindeki bo?luklara kolayca yerle?mekte, küçük anlam farklar?n? (nüanslar?) vermekte de yarar sa?lamaktad?r.
Bütün bunlar? dikkate almadan, bütün al?nt?lar? dilden uzakla?t?rmaya kalk??mak, yarat?c? gücü ekonomik olmayan biçimde kullanmak anlam?n? ta??r. Dilden kelime atmaya kalk??mak, yapt?m demekle kolay kolay gerçekle?meyecek bir i?tir. Böyle bir durumda, ya ?at?lacak? kelimenin yeri bo? kalacakt?r, ki toplumda böyle bir ?ey olamaz, ya da ona bir kar??l?k bulunacakt?r. Bulunan kar??l???n do?ru ve güzel olmas?, onun tutunmas? için bir garanti olmad??? gibi, yanl?? ve çirkin olmas? da tutunmamas? için bir neden olmaz. Uzun zahmetler sonucu bulundu?u ifade edilen, atom kar??l??? çitin, oksijen kar??l??? ek?iten, disk kar??l??? teker...vb. birçok kelimenin tutunmamas?nda do?ru olup olmad?klar? rol oynamam??t?r. Toplumun, kökeni ne olursa olsun bir kelimeyi neden tuttu?u, neden tutmad??? konusunda bir dil bilimi yasas?na henüz ula??lamam??t?r.
Al?nt?lar konusunda yasaklay?c? bir tutum, dil bilimini devreden ç?karmak anlam?n? ta??r.
Aktif kelime hazinesi en zengin ?air ve yazarlar?n ba??nda gelen Alman dü?ünürü Goethe, günümüz dil biliminin bulgular?n? daha 19. yüzy?l ba?lar?nda ?öyle dile getirmektedir: ?Die Gewalt einer Sprache ist nicht, dass sie das Fremde abweist, sondern dass sie es verschlingt. - Bir dilin gücü, yabanc? olan? reddetmesinde de?il, özümsemesinde görülür.? Yabanc? kelimelere kar??l?klar konusunda ise 1813?te ?unlar? yazar:
? ...yabanc? kelimeler konusunda ne çok h?rç?n?md?r ne de umursamaz ve kay?ts?z. Ancak ?unu samimiyetle söyleyebilirim ki, (...) hayatta ve çevremdekilerle ili?kilerimde ço?u kere, dil özle?tirmesi i?ine kendilerini öylesine a??r? heyecanl? biçimde kapt?ranlar?n asl?nda ruhsuz insanlar oldu?unu gördüm. Çünkü, bunlar bir kelimenin de?erini takdir etmekten çok uzak olduklar?ndan, onun yerine hemen ve kolayca, kendilerince ayn? anlama gelen bir kar??l?k buluverirler. (...)?. (Riemer?e Mektup, 30.06.1813; Goethe ? Gedenkausgabe, Bd.19, s. 704-705)
Bir ba?ka yaz?s?nda, ?ba?ka bir dilin çok daha güçlü ve çok daha ince bir ifade sa?layan bir kelimesini kullanmaya kar?? ç?kan olumsuz özle?tirmecili?i lânetledi?ini? söyler ve konuyu ?öyle sürdürür:
?Ana dili ayn? zamanda hem özle?tirmek hem zenginle?tirmek ? bu, ancak büyük insanlar?n i?idir. Zenginle?tirmeden özle?tirme, ço?u kere ruhsuzluk olarak kendini gösterir; çünkü, bir kelimenin içeri?ini b?rak?p sadece d?? yap?s?na bakmaktan daha kolay bir ?ey yoktur. Ruh ve bilgi sahibi insan, ne gibi unsurlardan olu?tu?u ile fazla ilgilenmeden, kelime malzemesini yo?urur ve biçimlendirir. Ruhsuz insan?n söyleyece?i fazla bir ?ey olmad???ndan, kolayca ar? dille konu?up yazabilir. Önemli bir kelimenin sözde kar??l??? olarak ne kadar c?l?z ve kavruk bir kelime ileri sürdü?ünü, - o önemli kelime kendisi için asla canl? olmad???, onu kullan?rken hiçbir ?ey dü?ünmedi?i için, - nas?l hissedebilir ki? Özle?tirme ve zenginle?tirmenin çok çe?itli yollar? vard?r; dilin canl? bir biçimde büyüyüp geli?mesi isteniyorsa, bunlar?n asl?nda iç içe girmesi gerekir. (...)?. (Maximen und Reflexionen, Goethes Werke - Hamburger Ausgabe, Bd.12, s. 509)
??te can al?c? nokta, anahtar kavram ?zenginle?tirmek?tir. ?Kelime hazinesi? dedi?imiz zaman da, ?hazine? ile bir zenginlikten söz ediyoruz. Bu nedenle, al?nt?lar?n dili sadece ?bozdu?unu?nu, ?kirletti?i?ni söylemek, dilin yüceli?ini, gücünü, büyüklü?ünü gözden uzak tutmak anlam?n? da ta??r. Goethe, kendi ça??nda dilin ?kirlenmesinden? söz edenlerden çok rahats?z olur, dilin bir çama??r parças? olmad???n? belirtir ve ?kirlenme?den söz edenlerin öncüsü, sözlük yazar? Joachim Heinrich Campe?yi ?Alman dilini sodal? su ve kumla temizlemeye kalkan korkunç çama??rc? kad?n? sözleriyle alayl? ele?tirinin hedefi yapar. Evet, gerçekten de ?kirlenme?den söz edildi?inde, dilin bir çama??ra benzetilip benzetilmedi?ini dü?ünmekte yarar vard?r.
Türkçemiz bugün gücünü kan?tlam?? bir dildir; ama bu, yüzde yüz saf bir dil oldu?undan de?il, ülkede genel kültür düzeyinin yükselmesi ve bunun da dile yans?mas? sonucunda gerçekle?mi?tir ve gerçekle?mektedir. (Bu arada: ?Türkçe ile bilim yap?lamaz.? sözü, amac?n? a?m?? ve asla kabul edilemeyecek bir sözdür.) Elbette Türkçenin kelime hazinesinde de yabanc? kökenli kelimeler vard?r ve her zaman da olacakt?r; ama s?rf bu nedenle Türkçenin varl???n? tart??ma konusu yapmaya kalk??mak, ciddiyetle ba?da?maz. Tersine, Türkçe, genel e?ilimin d???nda, kenarda kö?ede kalmad???n? göstermi?tir. Bugün bütün kültür dilleri, ?son dört-be? yüz y?ll?k bir ortak geli?im sonucu ve dil kültürü aç?s?ndan büyük kazançla, birer karma dil hâlini alm??t?r.? (Polenz 1991: 14). ?ngilizce, özellikle Amerikan ?ngilizcesi, karma dil olma bak?m?ndan uç noktadad?r; ama kimse bu nedenle ?ngilizceyi hor görmemekte, bu dilin dünyadaki konumu bu yönden hiç de olumsuz etkilenmemektedir. Öte yandan, bütün Avrupa ülkelerinde insanlar, dillerine ?bütün yönleriyle? sahip ç?kmakta, ay?r?c? de?il, bütünleyici bir yakla??m sergilemektedir.
Dilin zenginle?tirilmesi ile ilgili önemli bir husus da, bilgi ve uzmanl?k alanlar? dilleridir. Wandruszka, toplumdaki alt sistemler konusundaki görü?leri derleyerek, ?Technolekt? kavram?n? kullanmakta, bir ülkedeki ölçünlü (standart) dil, gündelik dil, bölgesel diller (lehçeler ? a??zlar) d???nda, ??iir ?edebiyat, felsefe, din, siyaset, hukuk, t?p, do?a bilimleri, teknik, ekonomi, spor, moda? dillerini bu kavramla ifade etmekte, bunlara bir de ?sosyolektler?i (sosyal gruplar?n kendilerini toplumdan bilinçli olarak ay?rma dillerini) ve argoyu (slang) eklemektedir.
Bu dillerin her birinin genel dil hazinesine ayr? bir katk?s? vard?r ve bu alanlar?n kelime hazinelerinin derlenip belgelenmesi, önemli bir görev olu?turur. Teknolektlerin terimlerinin herkes taraf?ndan anla??lmas? ve kullan?lmas? mümkün de de?ildir, gerekli de de?ildir. Burada da konuya tersten yakla?man?n, dil sosyolojisini, dil kullan?m? dikkate almadan, sadece heyecanl? bir özle?tirme çabas? ile hidrojen yerine su eden, amortisör yerine sönümleç ...vb. kar??l?klar?n veya yaderklik, ars?ulusal, tekerçalar...vb. kelimeler önermenin, zenginle?tirme çabalar?na katk?s? üzerinde tart??mak gerekmektedir.
Öte yandan, bir teknolektin geli?mesinin, esas olarak o alanda çal??anlara ba?l? oldu?u da dikkatten uzak tutulmamal?d?r. Bir ülkede filozof yoksa, felsefe dili de geli?emez. Osmanl? ?mparatorlu?u?nda filozof olmad??? için, felsefe dili ancak Cumhuriyet?in sa?lad??? ortamda olu?maya ba?lam?? ve aradan geçen y?llarda büyük bir at?l?m gerçekle?tirmi?tir. Almanya?da da ba?lang?çta felsefe dili yoktu; ancak 15. yüzy?ldan itibaren filozoflar?n eser vermesiyle geli?meye ba?lam??t?r. Frans?z ?htilâli s?ras?nda, sonras?nda ve 19. yüzy?lda Almanya?da üç yüze yak?n felsefe dergisi ç?k?yordu ve onlar? besleyecek yeterli say?da filozof mevcuttu. Bu nedenle Almanca felsefe dili geli?ti, masa ba??nda konuya yabanc? ki?ilerce felsefe dili olu?turularak de?il. Ve Almancadan ?Sprache der Denker und Dichter? (dü?ünürlerin ve ?airlerin dili) dili diye söz edildi.
Bir dilin, ana dili oldu?u ülkenin her taraf?nda tamamen ayn? biçimde konu?ulmas?, kullan?lmas? ideal olmakla birlikte, onun insan toplumunun ürünü olmas? nedeniyle, geni? co?rafî alanlarda bu ideale her zaman yakla?mak güç olabilir ? hele çok geni? co?rafî alanlar ve o alanlarda da farkl? tarihî ?kültürel geli?imler söz konusu olmu? ise.
Dilin ulusal birli?in sembolü olma özelli?ini esas alan ve vurgulayanlar, dilde bölgesel farklar? da ho?görü ile kar??lamazlar ve kabul etmezler. Bu konuda Avrupa?da, bir anlamda söz konusu ülkelerdeki siyasal anlay??lara ve geleneklere paralel olarak, iki ana model görülmektedir: Frans?z ve Alman modelleri.
19. yüzy?la kadar üç yüzü a?k?n devletten olu?an Almanya?n?n siyasal yap?lanmas?nda federal dü?ünce egemendir (16 eyalet, yerinden yönetim ilkesi). Standart Almanca da, buna paralel olarak zaman içinde, özellikle son 270 y?l içinde ?olu?mu?? tur; ancak Bavyeraca, Saksonca, Platt... vb. bölge dillerine kültürel nedenlerle büyük önem verilir ve özel destek sa?lan?r.
Frans?z modelinde ise, bunun tersine, gerek yönetim alan?nda, gerek dil konusunda tam merkeziyetçi anlay?? egemendir. Fransa?da 16. yüzy?ldan itibaren devlet dili ilkesi kat? biçimde savunulmu?tur. 1539?da Kral I. François ?Villers ? Cotterets genelgesi? ile, bütün yaz??malar?n sadece Paris Frans?zcas? ile yap?lmas?n? buyurmu?tu. 1738?de yay?nlanan ba?ka bir krall?k genelgesi ile bütün bölgesel diller kullan?mdan kald?r?lm??, 1789 ?htilâl Meclisi ise, Frans?zcan?n ulusal birli?in sembolü niteli?ini yasala?t?rarak bütün bölgesel dilleri, lehçe ve ?iveleri yasaklam??t?. Kurallar?n? ?Academie française? (Frans?z Akademisi)?in belirledi?i ve ?htilâl s?ras?nda nüfusun sadece yüzde yirmisinin kulland??? Paris diline dayal? standart Frans?zca, daha sonraki dönemlerde ulusal e?itim politikas? ile bütün ülkede yayg?nla?t?r?lm??t?r.
Ülkemizde, yönetim aç?s?ndan oldu?u gibi, dil politikas? konusunda da Frans?z modeli daha yak?n bulunmu? ve esas al?nm??t?r. Bu alandaki sorun, Orta Asya?da büyük Türk dili ailesinden, Türkçe kökenli çok geni? co?rafî alanlara yay?lm?? K?rg?zca, Uygurca, Özbekçe... gibi dillerle Türkiye Türkçesi aras?ndaki ili?kidedir. Bu konuda, yak?n ve içten kültürel ili?kiler sonucu, zaman içinde bir bütünle?menin yava? yava? gerçekle?mesi dü?ünülebilir. Fakat farkl?l?klar? inkâr etmek, zorlama yollara ba?vurmak veya sadece alfabe birli?i ile dilde - hele k?sa sürede - tam bir dil birli?ine ula?may? beklemek, asla gerçekçi olmaz.
Türkiye Cumhuriyeti s?n?rlar? içinde, ulusal birlik aç?s?ndan tek bir resmî dilin olmas? gerekir. Bunun yan?nda, ki?ilerin istedikleri dili ö?renmeleri ise, do?al haklar?d?r. Bölge a??zlar?na gelince, bunlar ulusal kültürümüze renk katan, Türk dilinin bütünlü?ünü perçinleyen kültürel zenginliklerimizdir. ?imdiye kadar oldu?u gibi, bundan böyle de çe?itli ?ehirlerimizin a??zlar? bilimsel olarak incelenmeli, ara?t?r?lmal? ve de?erlendirilmelidir.
Sonuç olarak, Türkçemizi, co?rafî ve sosyal birimleri, eski yeni, yerli yabanc? kökenli kelimeleri ile büyük bütün olarak, gittikçe büyüyen, geli?en, zenginle?en, güçlü, kendisinden hakl? olarak gurur duyulacak bir dil olarak görmeliyiz.
Dilimizin tarihteki en büyük geli?me ivmesini sa?layan ise, Türklerin ümmetlikten ç?k?p ulusla?mas?n? sa?layan, Kemal Atatürk önderli?indeki laik, demokratik Türkiye Cumhuriyetidir. Bu geli?imin daha da h?zlanmas?, Türkçenin bir bilim ve kültür dili olarak daha da geli?ip zenginle?mesi, araya s?k??t?ray?m, çok önemli, izninizle ?Türkçe ile bilim yap?lmaz.? ifadesini huzurlar?n?zda da protesto ediyorum. ?Evet Türkçeyle bilim yap?lmaz? diye alt?n? çizerek söyleyen ki?iyi hepimiz biliyoruz, o görü?ü burada huzurunuzda k?n?yorum. Türkçenin bir bilim ve kültür dili olarak daha da geli?ip zenginle?mesi, bilim ve kültür alanlar?nda yarat?c?lar?n say?s?ndaki art??la birlikte ve cumhuriyetimizin daha da ilerlemesi, yücelmesi ile paralel olarak gerçekle?ecektir. Beni dinledi?iniz için te?ekkür ediyorum. Cumhuriyetimizin daha da ilerlemesi ve yücelmesi ile paralel olarak gerçekle?ecektir.
Seçilmi? Bibliyografya
Akarsu, Bedia (1998): Wilhelm von Humboldt?da Dil-Kültür Ba?lant?s?, 3. Bask?, ?stanbul.
Aksan, Do?an (1987): Türkçenin Gücü, Ankara.
Aksan, Do?an (2000): Türkiye Türkçesinin Dünü, Bugünü, Yar?n?, Ankara.
Braun, Peter (1978): Internationalismengleiche Wortschätze in europäischen Sprachen, Muttersprache 88, 368-375.
Braun, Peter / Schaeder, B. / Volmert, J. (Hrsg.) (1990): Internationalismen. Studien zur interlingualen Lexikologie und Lexikographie, Tübingen.
Haarmann, Harald (1993): Die Sprachenwelt Europas, Darmstadt.
?mer, Kâmile (1990): Dil ve Toplum, Ankara.
?mer, Kâmile (1976): Dilde De?i?me ve Geli?me Aç?s?ndan Türk Dil Devrimi, Ankara.
Kirkness, Alan (1983): Fremdwort und Fremdwortpurismus, Sprache und Literatur in Wissenschaft und Unterricht 52, 14-29.
Korkmaz, Zeynep (1974): Cumhuriyet Döneminde Türk Dili, Ankara.
Levend, Agâh S?rr? (1972): Türk Dilinde Geli?me ve Sadele?me Evreleri, 3. Bask?, Ankara.
Löffler, Heinrich (1994): Germanistische Soziolinguistik, 2. Aufl. Berlin.
Meyer, Gustav (1893): Türkische Studien ? I. Die griechischen und romanischen Bestandtheile im Wortschatze des Osmanisch-Türkischen, Sitzungsberichte der.
Philosophisch-Historischen Classe der Kaiserlichen Akademie der Wissenschaften, Bd.128, 1-96, Wien.
Polenz, Peter von (1967): Fremdwort und Lehnwort sprachwissenschaftliche betrachtet, Muttersprache 67, 65-80.
Polenz, Peter von (1991): Deutsche Sprachgeschichte I, Berlin.
Steger, Hugo (1982): Anwendungsbereiche der Soziolinguistik, Darmstadt.
Steger, Hugo (1988): Erscheinungsformen der dt. Sprache. Alltagssprache, Fachsprache, Standardspache, Dialekt. Deutsche Sprache 16, 289-319.
Steuerwald, Karl (1963): Untersuchungen zur türkischen Sprache der Gegenwart, Teil I: Die türkische Sprachpolitik seit 1928, Berlin.
Stickel, Gerhard (1984): Meinungen zu Fremdwörtern am Beispiel der Anglizismen im heutigen Deutsch, Mitt. des dt. Germanistenverbandes 31, H.3, 5-15.
Stickel, Gerhard (1987): Was halten Sie vom heutigen Deutsch? ? Ergebnisse einer Zeitungsumfrage, R. Wimmer (Hrsg.): Sprachtheorie, 280-317.
Tekin, Talât (1972): Türk Dil Bilimi ve Yeni Kelimeler ? I, Hacettepe Sosyal ve Be?erî Bilimler Dergisi, C.4, S.2, 143-150.
Tekin, Talât / Ölmez, Mehmet (1999): Türk Dilleri ? Giri?, ?stanbul.
Ülkü, Vural (2000): Söz Varl???nda De?i?meler, Türk Dili, 587, s. 467-476.
Ülkü, Vural (2002): Sprachnationalismus und Sprachpolitik ? Deutsche und türkische Modelle, Ansichten der deutschen Sprache. Festschrift für G. Stickel, hrsg. von Haß-Zumkehr, U. / Kallmeyer, W. / Zifonun, G., 419-438, Tübingen.
Wandruszka, Mario (1981): Die Mehrsprachigkeit des Menschen, München.
Wandruszka, Mario (1998): Die europäische Sprachengemeinschaft, 2.Aufl., Tübingen.
Weisgerber, Leo (1949-1950): Von den Kräften der deutschen Sprache, 4 Bde, Düsseldorf.
Prof. Dr. Vural ÜLKÜ
Mersin Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Ö?retim Üyesi, MERS?N.
|
| |
|
|