 |
Destekleyici  İngilizce sponsor sözü, "kefil; vaftiz babası; manevi baba" gibi anlamlar taşımaktadır. Dilimizde ise "Bir işi, bir etkinliği, bir programı destekleyen kuruluş veya kişi." anlamında kullanılmaktadır. Bu kullanım için önerdiğimiz karşılık: destekleyici. Sözün "sponsorluğu ile" biçimindeki kullanımı için de desteğiyle karşılığı uygun olacaktır.
Sponsor 
|
|
|
|
doğal zayıflama,
özel ders,
orjinal pembe maske,
ozoderm,
tercüme,
maydanoz hapı,
smoky 7,
sandalose,
metrik kılavuz,
psikolog,
african mango,
mesut yar
antakya
biber hapı ile zayıfladı
|
|
|  |
Türk Lehçe ve ?iveleri - Re?it Rahmeti Arat |
Türk Milletinin Dili
Milli ba? olarak Türk dilinin oynad??? rolü belki di?er dillerin hiçbiri oynamam??t?r, denilebilir. Bir dereceye kadar belki Arap dili bu hususta Türk dili ile mukayese edilebilir. Fakat bu dilin rolü de gerek yay?l?? sahas? ve gerek türlü ?ive ?ekilleri bak?m?ndan, Türk Dili yan?nda çok silik kalmaktad?r. Türk dili gerek tarihî devirlerde ve gerek bugün, çok geni? bir saha i?gal eder. Bu dili konu?anlar idarî ve siyasî te?kilât bak?m?ndan, muayyen s?n?rlar içinde, bazan biribirinden oldukça ayr? kalm?? ve muhtelif devirlerde kültür vas?talar? birbirinden oldukça farkl? olmu?tur; bilhassa hudutlarda oturanlar, birbirinden çok farkl? milletler ve kültürler ile s?k? temasta bulunmu?lard?r. Bütün bunlara ra?men, Türk camias?n?n çok ehemmiyetsiz bir farkla ayn? dille konu?tu?unu ve yazd???n? dü?ünürsek Türk dilinin tarihteki rolü daha aç?k anla??lm?? olur.
Türk yaz? dilinin ne zaman ve hangi ?artlar içinde vücude geldi?i hakk?nda bugün henüz katiyetle bir söz söyleyecek vaziyette de?iliz. Bu husus, belki Türk tarihinin eski devirleri ayd?nlan?ncaya kadar karanl?k kalacakt?r. Biz Türk yaz? dilini, yaz?l?? tarihleri belli olan Orhun kitabelerinden (VIII. yy. ba?lar?) itibaren takip edebiliyoruz. O devreye ait olup, tarihleri kaydedilmemi? olan di?er kitabelerin bir k?sm? belki daha eski tarihlere aittir. Bu yaz? dilinin, bugünkünden çok az farkl? olaca?? tabiîdir. Dilin bu tarihten sonraki inki?af? göz önünde tutulursa, onun bu eski ?ekli milâd?n ilk senelerine kadar götürülebilir. Milâd?n ilk senelerinden XIII. yy.'a kadar devam eden bu yaz? dili (baz? örnekleri XVII. yy.'m sonlar?na kadar ç?k?yor),
eserlerini gördü?ümüz veya daha sonraki eserlere k?yasla kurabilece?imiz örnekler, ses, kelime, cümle ve imlâ bak?m?ndan, ayn? hususiyetleri ta??makta ve hattâ ayn? mektebin mahsulleri gibi görülmektedir. Türk milletinin 13 yy.'l?k bir zaman içinde ve bir dil sahas? birli?i olarak tasavvur edebildi?imiz geni? bölgede ve co?rafî ?artlara göre türlü me?guliyetler ve siyasî te?ekkül bak?m?ndan birçok zümreler ve temas bak?m?ndan farkl? muhitler içinde bulundu?u halde, bir tek yaz? dili kullanmas? ve bir tek ifadenin hâkim olmas?, bu kültür camias?n?n bütün siyasî ve içtimaî esaslar? ayd?nlat?l?ncaya kadar, bir s?r olarak kalacakt?r.
Bu '13 yüzy?ll?k edebi dil örnekleri kuzeydo?uda tabiat dininde ve Gök Türk yaz?s?. ?le, kuzeybat?da h?ristiyan dininde ve Nasturî yaz?s? ile, güneydo?uda Buda dininde, So?d, Uygur ve Pali yaz?s? ile, Mani dininde Mani ve Uygur yaz?lar? ile ve daha sonra islâm dininde, Arap yaz?s? ile yaz?lm??t?r. Gerek yabanc? muhitlerin tesiri ile girmi? olan dinler ve gerek yabanc?lardan al?narak k?smen Türk dili hususiyetlerine göre de?i?tirilmi? olan alfabeler, daima ayn? dilin yaz? ifadesi olarak kullan?lm?? ve bu kültürlerden al?nmalar? zarurî olan bir k?s?m kelimeler haricinde, yaz? dilinde hiçbir de?i?iklik vücude gelmemi?tir. Asl?nda birbirinden çok farkl? olan bu yaz? vas?talar? Türk muhitine girince, Türk'ün ananesini almak ve imlâlar?na var?ncaya kadar umûmî vaziyete uymak mecburiyetinde kalm??lard?r. Yabanc? tesirlerin b?rakt??? en mühim iz olarak, ancak Türk say? sisteminin de?i?mesi gösterilebilir. Fakat bu fikir de, eski malzemenin ancak mahdut bir k?sm?n?n ara?t?r?lmas?na dayand?r?larak söylenebilmektedir; belki bundan sonraki ara?t?rmalar bunun da daha iyi ayd?nlat?lmas?na yard?m ederler. Birçok milletler gibi, Türkler de kendi yaz? sistemlerinde rakam sistemi vücude getirmemi?ler ve sonradan ald?klar? alfabelere ait rakamlar? da umumî olarak kabul etmemi?lerdir. Türkler say?lar? yaz? ile ifade etmi?ler ve zarurî hallerde kom?ular?n?n rakam ?ekillerini alm??lard?r. Yabanc? rakamlar?n Türkler aras?nda yerle?memesinin sebebini, Türk say? sisteminin temas ettikleri milletlerin say? sistemine uymamas?nda aramak gerekir. Türkler ondan yukar? say?larda ilk önce birleri ve sonra ilerideki onlar? söylüyorlard? (meselâ : bir yirmi = 11, be? yirmi = 15). Sonradan içtimaî hayatta rakam kullanmak zaruretinde kalan Türkler kom?ular?n?n rakamlar?ndan istifade etmi?ler; fakat bu defa kendi say? sistemlerinden vazgeçmek mecburiyetinde kalm??lard?r.
Türkler, mühim ticaret yollar?nda ya?am?? ve çok erkenden kom?u kültür muhitleri ile temasta bulunmu?lard?r. Yabanc? alfabeler, din ve dinî eserlerin Türkler içine girmi? olmas?na ra?men, bunlar? mahdut bir bünye içinde tutabilecek kadar kendi kültür an'anelerine sad?k kalmalar?n?n sebebini, bir cihetten bizim bugün bütün tafsilât? ile göremedi?imiz Türk kültür te?kilât?n?n çok inki?af etmi? olmas?nda, di?er cihetten k?smen onlar?n co?rafî vaziyetlerinde aramak gerekir. Meselâ, ?arktaki Türk ile, Hindistan'dan, Iran ve Çinliler'den da? silsileleri ve çöllerle ayr?lm?? oldu?undan, Türkler'in bu m intaka l arla olan temaslar? mükemmel olmay?p, ancak ?u veya bu gaye ile Türkler aras?na girmi? yabanc?larla ve ayn? ?ekilde o m?ntakalara giren Türkler'in nisbeten küçük zümreleri vas?tasiyle vukua gelmi?tir. Zaman itibariyle en uzun süren temas ve kar??l?kl? tesirlerin ve sulh zaman?nda s?k? münasebetlerin devam etmesine ra?men, Çinliler'in Türkler'e yapt?klar? tesir, inan?lmayacak derecede dar sahada kalm??t?r ve bu kadar? da daha çok son zamanlara aittir.
XIII. yy. Türk kültürü muhitinde bir dönüm noktas?d?r. Türkler'in iranl?lar ile olan mücadeleleri oldukça eski devirlere ç?kmaktad?r. Her iki milletin destanlar?na geçecek kadar ehemmiyetli olan bu temas ekseriya silâh mücadelesi ?eklinde devam etmi? ve bunun sulh zamanlar?na ait olanlar? da birinin di?erine tesir yapabilecek ?artlar içinde devam etmemi?tir. Araplar'?n dünya hâdiselerine i?tirak etmeleri ancak VII. yy.'da ba?lamaktad?r. Bunlar da, iranl?larla birlikte, daha ilk devrelerde Türkler'le kar??la?m??lard?r. Fakat bu yeni kültür muhitinin Türkler'e tesir icra edebilecek bir ?ekil almas? ancak XI. yy. sonlar?nda ba?lar. Orta Asya'n?n islâmla?mas?, hudut boylar?na islâmiyetin girmesi, ilk Türk islâm sülâlelerinin vücut bulmas?, Türk kabilelerinin, bat?'ya do?ru hareketlerinde Iran ve Irak ile yak?ndan temasa girmeleri ve bu sahalarda askerî kuvvetin yava? yava? Türk unsurlar?n?n eline geçmesi ile bir kat daha derinle?mi? olan bu münasebet, tabiî, Türkler'in daha evvelki temaslar?ndan tamamen ba?ka ?artlar içinde cereyan etmi? ve neticeleri de o nis-bette evvelkilerinden farkl? olmu?tur.
Bat?'ya do?ru yürüyen Türk boylar?n?n bu m?ntakalarda yeni devlet te?ekkülleri kurmalar?, zarurî olarak, buralarda yeni Türk kültür merkezlerinin vücuda'gelmesi, Türk muhitine birçok yenilikler getirdi?i gibi dillerine de mühim iskitametler vermi?tir. Yaz? dili ile yanyana eskiden beri gayet tabiî olarak Türk boylar? aras?nda ya?ayan konu?ma dilinde mevcut ?ive hususiyetleri bu yeni vaziyetin icab?ndan olarak, yava? yava? bu yeni merkezlerin yaz? diline de sokulma?a ba?lam??t?r. Göçler yüzünden zaten kendi kültür merkezlerinden uzakla?m?? olan bu zümreler yenilerini yaratmak zaruretinde bulunduklar? gibi, tam bu s?ralarda Türk vatan?nda vücuda gelen büyük siyasî te?ekkül, Çingiz devleti de Türk kültür hayat?n?n bir müddet için durgunlu?a u?ramas?na ve bunlar?n neticesi olarak kültür merkezlerinin yer de?i?tirmelerine sebep olmu?tur. Bu yeni merkezleri yaratanlar?n eski kültür merkezlerine yak?n bulunanlardan ziyade, daha çok eski kavmî te?kilâta ba?l? ve dolay?siyle göçebe te?kilât?na yak?n zümreler oldu?u da unutulmamal?d?r.
XII-XIII. yy.'iarda Türk dilinin tarihî geli?mesi de bir dönüm noktas?nda bulunuyordu. Türk dili bünyesinde mü?ahede edebildi?imiz ses ve ?ekil bak?m?ndan en büyük inki?af bu yüzy?llara rastlamaktad?r. Bir çok seslerin de?i?meleri, isim ve fiil tasriflerinin yeni istikametler almas?, kök ve eklerdeki aslî vokallerin umumî âhenge uymaya ba?lamalar? vb. daha ziyade bu devirde ba?lam?? veya tamamlanm?? bulunmaktad?r. Yüzy?llarca kullan?larak geni? muhitte-yay?lm?? ve büyük tesir icra etmi? olan eski Türk yaz? sisteminin, Türkler'in islâm muhitine girmi? olan k?sm? taraf?ndan Arap alfabesiyle de?i?tirilmi? olmas? ve bunun da tam Türk dili bünyesindeki tabiî inki?af?n olgunla?t??? bir devreye rastlamas? da büyük tesadüflerden biri olmu?tur. ?ivelerce de?i?mi? olan ?ekiller, yaz? dili an'anesi s?n?rlar? içinde ve umumî muhite sars?nt? vermeyecek ?ekilde, tabiî seyirlerini bu defa devam ettirememi? ve o zamana kadar bu Türk muhiti için büsbütün yabanc? olan yeni yaz? sistemi, eski yaz? an'anesinden nisbeten ayr?larak, dilin bünyesinde vukua gelmi? olan bu de?i?iklikleri yaz? diline almakta bir engel bulmam??t?r. Böylece bugün gördü?ümüz ve birbirinden, az dahi olsa, farkl? yaz? dillerinin ilk esaslar? ortaya ç?km?? oldu. ilk zamanlarda söyleni?e ve tasrifteki küçük farklara inhisar etmi? olan bu yenilik, bilhassa edebî dilde, zümrelerin umumî kültürü nisbetinde lügat sahas?nda yok gi
bi idi. Bunun zamanla lügatlere ve baz? sahalarda gramere kadar geni?lemesi, bir cihetten Türk zümrelerinin Türk kültürüne ba?l?l?klar? nisbeti ile, di?er cihetten ise temasa girdikleri yeni kültür muhitlerinin az veya çok canl? tesirleri ile ilgilidir.
Türkler'in yeni kültür zümrelerini kurarken buna i?tirak eden zümrelerin kalemden ziyade k?l?ç kullanma?a al???k olmalar?na ve bu zümrelerin esas Türk merkezlerinden ziyade, yabanc? kültür muhitlerine yak?n bulunmalar?na ra?men, Türk'ün en kuvvetli millî ba?lar?ndan olan dilinin kuvveti birden sars?lmam?? ve bugün gördü?ümüz tesirlerin kökle?mesi için yüzy?llar?n geçmesi zarurî olmu?tur. Türk dilinin k?vrakl??? ve bünyesinin yap?s? o derece müsait idi ki, bu yüzden ifade edilmek istenilen mefhumlar, mevzulara hiçbir halel getirilme'den canland?r?labilmi?, bunlar için kendi malzemesinden say?s?z kelime yaratmak imkân?n? buldu?undan, yabanc? kelimeleri içerisine hiç almam?? denilebilir. XI. yy.'dan XV. yy.'a kadar vücuda getirilen eserlerde, dinî eserler de dahil olmak üzere, yabanc? dillerin tesiri o kadar az olmu?tur ki, bu Türk dilinin bu devrede ne büyük bir hayat kabiliyetine malik oldu?unu ve di?er cihetten bu dili kullanan bütün zümrelerin kendi dil hazinelerine ne kadar derinden vâk?f ve bundan ne kadar ustal?kla istifadeye muktedir olduklar?n? da göstermektedir. Bunun en aç?k delillerini, yabanc? tesir alt?nda kalmas? zarurî say?labilecek dinî eserlerin Türkçe ve saf Türkçe olmas? ve bunlar içinde Türkler'in eskiden beri al???k olmad?klar? mefhum ve tasavvurlar için yeni kelimeler yaratmak ve bunlar?n, geni? sahan?n her taraf?nda kullan?lmas?n? temin etmek zarureti de göz önünde tutulursa, bu husus bir kat daha Türk dilinin hayat? lehine ayd?nlat?lm?? olur.
Türkler'in eski kültürü dolay?s?yle yaz? an'anelerine ne kadar ba?l? olduklar?n? gösteren di?er bir vak'a, Islâmiyetin Türkler aras?na girmesinden evvel kulland?klar? Uygur alfabesinin, son devirlere kadar Türk muhitinde kullan?lmakta devam etmesidir. Türk ilinin hudut boylar?ndan IX. yy.'dan beri güney Türkleri'nin halifelik merkezi olan Ba?dat'da ve dolay?s?yle islâm memleketlerinde oynad?klar? rol X. yy.'dan itibaren ?dil havzas?nda islâmiyetin yerle?mesi, XI. yy.'da Ka?gar'da müslü-man Türk sülâlesinin kurulmas? nazar? itibara al?n?rsa, islâm ile birlikte yaz? vas?tas? olarak Kur'an'?n yaz?ld??? Arap alfabesinin de Türk muhitine girip yerle?mesi gayet tabiî olarak beklenebilirdi. Arap ve iran dilinde ve bu dillerde yaz?lm?? olan dinî ve dünyevî edebiyattan istifade zarureti, tabiî olarak, bu muhitlerin kulland?klar? alfabeyi de Türkler'e çok erkenden tan?tm??t? (meselâ, Arap harfleriyle yaz?l? Bulgar mezar ta?lar?n?n bize kadar-muhafaza edilenlerinin tarihi XIII-XIV. yy.'d?r). Bu yeni kültür ihtiyac?n? kar??lamak üzere, Türk merkezlerinde de yeni mektep ve medreselerin aç?lm?? olmas? tabiîdir. Bu vaziyetin daha sonraki zamanlarda gittikçe inki?af etmesi zarurî ve tabiî idi. Buna ra?men bir Türk muhitinde eski Türk alfabesi olan Uygur alfabesinin çok geni? sahada ve çok çe?itli edebiyatta kullan?lmakta devam etti?ini görüyoruz. Meselâ Kutadgu Bilig'in elimizdeki en eski nüshas?n?n Arap harfleriyle yaz?lm?? oldu?u halde, sonradan Uygur alfabesine çevrilmesi, O?uz Destam'n?n nisbeten yeni bir rivayetinin bu alfabe ile yaz?lm?? olmas?, Bahtiyar-nâme, Tezkiretü'l-evliyâ, Mahzenü'l-esrar gibi Türkçeye çevrilmi? eserlerin bile Uygur harfleriyle de yaz?lmas?, bu alfabenin geni? okuyucu kütlesi buldu?unu gösteriyor. Devlet idaresine gelince, bu alfabenin daha geni? bir sahada kullan?ld??? görüyoruz. Meselâ Alt?nordu bölgesinde (Toktam?? Han yarl??? 1393'te
Lehistan Kral? Yagayla'ya - Yagello - gönderilmi?tir), Orta Asya'da (XIV. yy.), iran'da Ebu Said Bahad?r Han zaman?nda (1316-1335), nihayet ?stanbul'da baz? muhitlerde bu alfabenin tasavvur edildi?inden daha yak?n zamanlara kadar ö?renildi?i ve yaz?ld??? biliniyor. Bu alfabeyi ö?renmek için yap?lan cetveller ve nihayet Fatih Sultan Mehmed'in Uzun. Hasan ile olan muharebesi dolay?s?yle yaz?lan zafer-namelerden birinin Uygur harfleriyle de yaz?lm?? olmas?, bu alfabenin yaz??malarda kullan?lm?? oldu?unu göstermektedir. Tabiî bu alfabe, eski alfabenin tamamen ayn? olmay?p, dilin yeni ?artlar içinde ald??? ?ekle göre, ihtiyaca uygun bir duruma sokulmu? bulunuyordu. Bu bize, Türk kültür muhitini, dil i?ine paralel olarak, bunu tesbit etmek için kullan?lan alfabesini de uzun bir müddet kullanmakta devam etti?ini göstermektedir. Bu ise, Türkler'in kendi kültürüne ?eklen de ne kadar ba?l? kald???n? göstermesi bak?m?ndan çok mühimdir.
Türk yaz? dilinin yeni idare ve kültür merkezlerinde, bunlar? kuran Türk zümrelerinin ?ive hususiyetlerini almak suretiyle, eski umumî yaz? dilinden ayr?lma temayülleri, yukar?da da i?aret edildi?i gibi, ilk zamanlarda çok az ?ive farklar?na inhisar etmi? idi. Yaz? dilinin daha sonra alm?? veya alabilece?i ?ekiller hakk?nda bir fikir edinmek için, Türk ?ivelerinin vaziyetini gözden geçirmek faideli olacakt?r.
Tarihî devirlerde Türk ?ivelerinin vaziyeti hakk?nda elimizde yeter derecede bilgimiz yoktur; çünkü bu devirden kalma metinlerin hepsi de umumî yaz? dilinde yaz?lm??t?r. Buna ra?men baz? devrelerde ayr? bölgeler için elde mevcut metinlerden bu hususta baz? ipuçlar? bulabilmek kabildir. Yaln?z ?u veya bu fark?n hangi boya mensup oldu?unu ve bu boyun, bugün hangi boya tekabül etti?ini tesbit etmek güç ve bir k?sm?nda hattâ büsbütün imkâns?zd?r. Bu hususta bize az çok sarih bigi veren XI. yy.'da ya?am?? olan Ka?garl? Mahmud'dur. Bu Türk âliminin Türk dili hakk?nda birçok tetkikleri oldu?unu biliyoruz. Bugün bunlardan ancak Divanü Lügat it-Türk isimli lügat kitab? bulunmaktad?r. Di?erleri ve bilhassa bizi burada yak?ndan ilgilendiren gramer bugüne kadar bulunamam??t?r. Ka?garl? Mahmud bu lügat kitab?nda yaln?z Türkçe kelimelerin Arapça kar??l?klar?n? vermekle kalm?yor, muhtasar olmakla'beraber Türk boylar?, oturduklar? yerler, kültürü, alfabe ve edebiyatlar? vb. ile birlikte, XI. yy.'da Türk ?ivelerinin hususiyetleri hakk?nda da az çok bilgi vermektedir. Bilhassa Türk dili ismini verdi?i umumî yaz? dili ile mukayese ederek elde etti?i mü?ahedeleri, bugün bizi dil bilgisi bak?m?ndan alâkadar eden bütün meselelerde tamamiyle tatmin etmemekle beraber, bu âlimin, kendi devri için ?ahs?na münhas?r bir modern filolog zihniyeti ile hareket etti?ini göstermekte ve nisbeten yeni olan mukayeseli dil tetkiki tarihinde mühim bir yer alma?a hak kazanmaktad?r.
Ka?garl? Mahmud Türk boylar?n?n bir k?sm?n? bizzat içlerinde bulunarak tetkik etmi?, bir k?sm?n? da herhalde o boylar? bilen kimselerden ald??? malûmatla, fakat ^nisbeten daha k?sa bir ?ekilde tasvir etmi?tir. Mahmut'un XI. yüzy?lda tesbit etti?i ?ive farklar? dört esas grupta toplanabilir: 1. Türk yaz? dilinde ve Ka?garl? Mah-mud'dan çok evvel mevcut olan farklar (meselâ b-: m- ve - y-: '-), 2. Türk dilinin tarihî inki?af?nda bütün ?ivelerin arzetmi? oldu?u ve yaln?z zaman fark? yüzünden ?ive hususiyeti olarak görünen farklar (meselâ y: n (n), w: v (b) ve isim yapma eklerinin ba??ndaki -g, -g'lerin dü?mesi), 3. Ayr? ?ivelerinki gibi gösterildi?i halde,
bugün ?ivelerin birço?unda muvazi olarak mevcut olan farklar (meselâ c: y ve partisip eklerinden -as?: -gü) ve türlü ?ivelerde bugüne kadar devam eden farklar (meselâ -t: -d-) ve partisip eklerinden -gan: -an, -gen: -en). Ka?garl?'n?n verdi?i bu bilgi, baz? daha ince hususiyetlerin de ilâvesi ile, daha sonra yaz?lm?? olan eserlerde de görülmektedir. Yaln?z bu sonuncular bütün Türk ?ivelerine ?âmil olmay?p, daha mahdut ?ive gruplar?na ait bulunmaktad?r. Bu eserlerde müelliflerin dikkat etmedikleri veya kaydetmek f?rsat?n? bulamad?klar? baz? di?er hususiyetlerin de bulundu?u ?üphesizdir. Türk dili, XI. yy.'dan bugüne kadar ses ve morfoloji bak?m?ndan, daha baz? inki?af merhaleleri geçirmi?, o zaman ba?lam?? olan baz? ses de?i?meleri tamamlanm?? ve bir k?s?m yenileri de bunlara eklenmi?tir. Dar mânada ?ive hususiyeti diyebilece?imiz baz? inki?aflar da vücuda gelmi?tir. Türk dilinin tarihî inki?af?n?, ana hatlariyle ?u ?ekilde hulâsa edebiliriz.
1. Çok eski devirlere ait metinler mevcut olmad???ndan, Türkçenin ilk ?ekli hakk?nda bir fikir söylemek, ?imdilik imkâns?zd?r. Bu devir Türkçesi hakk?nda az çok bilgi edinebilmemiz için, daha eski metinlerin meydana ç?kmas?, bu devirde kom?u milletlerin dilinde rastlanan Türkçe kelimelerle, ?ah?s adlar? ve unvanlar?n?n tetkiki, Türkçe içindeki baz? mühim ses ve eklerin birbirleriyle mukayese edilerek daha eski ?ekillerinin tesbiti ve bunlar?n da karde? ve akraba dillerin eski ?ekilleri ile kar??la?t?r?lmas? lâz?md?r. Bu suretle hiç olmazsa baz? noktalar?n tesbiti mümkün olacakt?r.
2. Elimizde mevcut en eski dil malzemesi, Türk dilinin inki?af? tarihinde muayyen bir devreye aittir. Bu devre takriben milâd?n ilk senelerinden Xlîl. yy.'a kadar devam etmektedir ve pek az farklarla ayn? inki?af hususiyetlerini ta??maktad?r. Bu devreye ait metinlerin en büyük k?sm? Uygur sahas?nda ve Uygur harfleriyle yaz?lm?? oldu?u için, bu devreye "Uygur devresi" diyebiliriz. Bugünkü Türk ?iveleri (baz? zümreler müstesna olmak üzere, a?a??ya bk.) bu devreden sonra inki?af etmi?lerdir ve ?ivelerde gördü?ümüz farklar?n büyük bir k?sm?n? bu devreye irca edebiliriz.
3. Bugünkü Türk ?iveleri, Türk dili Uygur devresinden bugüne kadar daha dar hudutlar içinde baz? inki?af merhaleleri geçirmi?tir. Fakat bunlar daha ziyade bugün mevcut gruplar?n hususi tarihî inki?aflar?na ait olup, ancak edebî malzeme vü- m cude getirmi? olan zümreler içinde tetkik edilebilmektedir. Böyle bir edebî l an'aneye malik olmayan zümreler devrinin tesbiti imkâns?zd?r.
4. Türk sahas?n?n iki ucunda bulunan Yakut ve Çuva? lehçeleri, Türk dil bilgisinin bugünkü vaziyetine göre, Türkçenin karde? lehçeleri addedilebilir. Bu iehçeler-deki hususiyetler (Çuva? s~y; l~?; r~z ve Yakut s~y, t~d) Uygur devresi ile ?imdi- -lik izah edilememektedir.
Bugünkü Türk ?ivelerini, ses, morfoloji ve lügat bak?m?ndan türlü gruplara toplamak tecrübesi, birçok türkoioglar taraf?ndan yap?lm??t?r. Bu tecrübelerin neticesi, tabiatiyle, dil bilgisi bak?m?ndan lâz?m olan aç?kl??? verememektedir ve bunun ba?-. l?ca sebeplerinden biri de bu zümrelerin kapal? bir cemiyet halinde kalmay?p, muhtelif zümrelerle devre devre kar??m?? olmas?d?r. ?ive hususiyetlerinin, en küçük zümrelerde bile, saf halini bulabilmek imkâns?zd?r. Onun için Türk ?ivelerini tasnif
etmek isterken en umumî ve ba?l?ca hususiyetler ile bu hususiyetlerin ?u veya bu zümrede ekseriyetin kullan?p kullanmad??? prensibine uymak zaruridir. Son tecrübeler için al?nan ba?l?ca hususiyetler ?unlard?r: t- : d-, d:y, ilk hecenin sonundaki -g, ikinci, üçüncü ve dördüncü hecenin sonundaki g ve g, partisip eklerden -gan, -an/-gen, -en ve kelimelerden ol�bol- fiili. Bu tecrübelerden de istifade ederek, Türk ?ive gruplar?n? co?rafi yönlere göre ?u ?ekilde s?ralayabiliriz:
1. Güneybat? grubu (Anadolu ve civar sahalar, Kafkasya ve iran Azerbaycan?, Türkmen -bugün birçok bak?mdan kom?u ?ivelerin hususiyetlerini benimsememi?-tir-ve Güney K?r?m),
2. Kuzeybat? grubu (idil havzas?, Sibirya, Kuzey Kafkasya, Kuzey K?r?m, Bat? Türkistan, Do?u Türkistan'?n bir k?sm?, Altaylar'?n bir k?sm?, Afganistan'daki ?iveler),
3. Güneydo?u grubu (Do?u Türkistan ve Bat? Türkistan'?n bir k?sm?),
4. Orta grup (Hive m?ntakas?n?n bir k?sm?), .
5. Kuzeydo?u grubu (Altayl?lar'?n bir k?sm?). -
Bu gruplara giren ?iveler, küçük farklara göre, daha dar zümrelere ayr?labilir. Fakat bu hususiyetler yaln?z bu zümrelere münhas?r de?ildir ve muayyen ?artlar alt?nda, bütün Türk ?iveleri için de görülmektedir. Yaln?z bu zümreler içinde ya umumile?mi? veyahut di?erlerine nisbetle daha ço?alm??t?r. Meselâ umum Türkçedeki ç sesinin muayyen ?artlar dahilinde ? ?eklinde telâffuz edilmesine Türk ?ivelerinde tesadüf edilirse de, Kazak ?ivesinde bu ses de?i?mesi umumî bir kaidedir.
Bu hususiyetlerden anla??laca?? gibi, Türk ?ivelerini birbirinden ay?ran farklar daha çok ehemmiyetsiz ses de?i?melerinden ibarettir. Mühim say?labilecek farklara bilhassa isim ve fiillerin çekimlerinde rastlanabilir. Fakat bunlar gruplar dahilinde bile kar???k olup, di?er dünya dillerinin ?iveleri aras?nda mevcut farklarla mukayese edilemeyecek derecede az ve ehemmiyetsizdir.
Konu?ma dilinde görülen hususiyetlere göre s?ralanm?? olan bu ?ive gruplar?n?n ancak bir k?sm? ayr? yaz? dili halinde inki?af etmi?tir. Yaz? dilinde bu temayülü belirten sahalar, daha ziyade Türk kültür merkezlerinin bulundu?u, biri güneybat? ve di?eri kuzeybat? olmak üzere, ba?l?ca iki k?sma ayr?labilir. Di?er gruplardan, orta ve kuzeydo?u zümreleri, bu ?iveleri konu?anlar?n say?ca çok mahdut olmalar?, birincinin içeriden ve di?erinin Türk kültür merkezinden nisbeten uzakta bulunmalar? do-lay?s?yle böyle bir ihtiyaç kar??s?nda kalmad?klar?n?; güneydo?u zümresinin ise, eskiden as?l Türk kültür sahas?nda bulunmakla beraber, sonradan birçok tarihî sebeplerle bu vaziyeti muhafaza edemeyerek son zamanlarda^Çin'in hâkimiyeti al-. ; t?nda eski an'anesini büsbütün kaybetmi? oldu?unu görürüz.
' hayat çerçevesi içinde, gerek edebî ve gerek ilmî yaz? dilini devam ve inki?af ettirmek imkân?n? bulan zümrelerin en mühimi, ?üphesiz, güneybat? grubudur. Vücuda getirdi?i muazzam devlet te?kilât? ve dünya siyasetinde oynad??? mühim rolü ile bütün kom?u milletlere yapt??? tesirlere mütenasip çok zengin edebiyat ve ilim'müesseseleri vücude getirmi? olan bu Türk zümresinin dili de o nisbette mühim bir yer i?gal etmi? ve bugün de etmektedir. En eski numunelerini tahminen
XIII. yy.'dan itibaren görebildi?imiz Selçuk devri mahsulleri ile ba?layan bu yaz? dili, sahas?n?n geni?li?i nisbetinde yukar?da da i?aret etti?imiz gibi, pek cüz'î farklarla ba?lad??? halde, gittikçe ço?alan ihtiyaçlar neticesinde, yeni kültür zümrelerinin yak?n bulundu?u Iran dolay?s?yle Arap kültürü tesiri alt?nda kalarak, yabanc? kültür muhitinin gittikçe artan ezici hâkimiyeti alt?na girmi?, bilhassa medrese tahsili görmü? zümreye mahsus s?rf edebî eserlerin geni? Türk muhitinin do?rudan do?ruya anlayamayaca?? sun'î bir dil olan "Osmanl?" ?eklini alan bu dil mektep ve medreselerde, ilim ve edebiyatta bu ?ekilde son zamanlara kadar tutunmak imkân?n? bulmu?tur. Ancak, bununla yanyana halk?n konu?tu?u dil, zarurî iktibaslar d???nda, millî sadeli?ini ve eski bünyesini muhafaza etme?e muvaffak olmu?tur.
En mühim millî temellerden biri olan dil içerisindeki bu gayritabiîlik ve bunun yeniden yeni ihtiyaçlar? kar??lamak zorunda kalan ilmî hayatta do?urdu?u güçlükler, Türk muhitinin bu zümresinde de hakl? isyanlar uyand?rm?? ve meselenin halli için yollar arama?a sevketmi?tir. Yaz? dilini sadele?tirmek, yâni yaz? dilini mümkün oldu?u kadar halk diline yakla?t?rmak gayesi, uzun bir devreyi içine alan tart??malardan sonra, nihayet XIX. yy.'da Tanzimat ba?lar?ndan itibaren içtimaî bir mesele olarak "ele al?nm?? ve Cumhuriyet devrinde devlet i?i olmu?tur. Türkiye dahilinde veya evvelce Türkiye hudutlar? içinde bulunmu? m?nt?kalarda, ?ive ve a??zlar devlet makanizmas?n?n da yard?m? ile, yüzy?llardan beri kayna?arak, kendi hususiyetlerinin büyük bir k?sm?n? kaybetmi? olduklar? için, buradaki yaz? dili meselesi, ?ivelerin vaziyetini tesbit etmek olmay?p, yaln?z mevcut yaz? dilinin bugünkü ?artlar alt?nda geni? Türk muhiti taraf?ndan daha kolay ifade edilebilecek bir hale getirilmesi, yâni halk taraf?ndan anla??lmas? güç olan yabanc? unsurlardan mümkün mertebe temizlenmesi ile bugünkü ihtiyaçlar? kar??layabilecek ilmî ?st?lahlar?n tesbiti ve yar?nki ihtiyaçlar için de Türk köklerinden kelime yaratmak imkânlar?n? aramak meselesi olmu?tur. Bugüne' kadar bu yolda yap?lm?? olan tecrübeler hâlâ istenilen neticeleri vermi? de?ildir. Dil gibi millî bünyenin temelini te?kil eden bir meselenin hallinin k?sa bir zamanda ve kifayetsiz bir haz?rl?kla yap?lamayaca?? da unutulmamal?d?r. Bu meselenin halledilebilece?inde ?üphe yoktur. Yaln?z, bu ??te geçici bir ink?lâp ?eklinde de?il, içerisinde bulundu?umuz içtimaî hayat?n inki?af?nda her ihtiyaca cevap verebilecek tarzda dilin hayatiyetini temin etmek zihniyetiyle hareket edilmesini temenni edelim.
Kuzeybat? zümresine gelince, bunun K?pçak bozk?rlar?ndan ve Güney Sibirya'dan Hinduku? da?lar?na kadar uzanan, geni? bir sahay? içine ald???n? hat?rlatmak yerinde olur. Bu geni? sahada iran ve Arap kültürü tesiri alt?nda kalan zümreler ile, bu muhitlerden az çok uzakta bulunduklar? için, bu kültürün bask?s?ndan nisbeten masun kalan zümreler bulundu?u gibi, uzun müddet göçebe hayat tarz?n? muhafaza etmi? ve dolay?s?yle umum Türk kültür muhitine nisbeten son devirlerde dahil olmu? zümreler de mevcuttur. Bu sahan?n idarî bak?m?ndan türlü devirlerde ayr? ayr? devlet te?ekkülleri içinde bulunmu? oldu?u da unutulmamal?d?r. Bütün bu âmillerin devir devir ve yer yer mahallî hususiyetlerin inki?af?na yard?m etmi? olmalar?na ra?men, ?ive hususiyetlerinin birbirine çok yak?n olmalar? sayesinde, yaz? dili, umumî olarak hiçbir zaman esas?n? de?i?tirecek bir vaziyete dü?memi?tir. Bu
na, bu bölgedeki Türk boylar?n?n son as?rlara kadar - XV. asra kadar bat?ya do?ru ve bundan sonra do?uya do?ru - devam eden muhaceretleri de yard?m etmi?tir.
Bu sahada XIV. yy.'a kadar devam eden eski yaz? dili an'anesi, bundan sonra u?rad??? baz? cüz'î de?i?iklikler bak?m?ndan, biri güneydo?u ve di?eri kuzeybat? olmak üzere, iki zümrede toplanabilir. Bunlar?n birincisi, Avrupa'da "Ça?atay" ismi ile an?lan zümredir ki, yukar?da güneybat? (Osmanl?) zümresi için i?aret edilen ayn? sebeplerden dolay?, iran ve Arap kültürü ve bilhassa Iran edebiyat? tesiri alt?nda kalm??t?r. Babür (1483-1530)'ün ifadesine göre, esas?n? Endican a?z?ndan alan bu yaz? dilindeki edebiyat XIV-XV. yy.'larda en parlak devrini ya?am?? ve birçok Türk edip ve ?airleri eserlerini bununla yazm??lard?r. Mîr Ali ?îr Nevâyi ve Babür, bu devrin nâz?m ve nesir sahas?nda, bu dilin en güzel numunelerini vermi?lerdir. Di?eri ise, "K?pçak" zümresi olup, sahas?n?n Iran ve Arap muhitinden uzakta bulunmas?ndan dolay?, zarurî olan iktibaslar d???nda, bunlar?n tesirinden de o nisbette masun kalm??t?r. Buradaki yaz? dilinin temelini halk dili te?kil etti?i gibi, edebiyatta da daha ziyade halk edebiyat? ve duygusu hâkim kalm??t?r. Uzun bir zaman için türlü Türk boylar?n? kuca??na alm?? olan bölge, bundan sonra da bir müddet Türk m?ntakalar?n? birbirine ba?layan bir köprü vazifesini gördü?ü için, yaz? dilinde de, di?erlerine nisbetle daha çok malzeme alm?? olmas? tabiîdir. Gerek güneydo?u ve gerek kuzeybat? zümreleri aras?ndaki fark, birbirinden çok az hususiyetlerle ayr?lm?? olan mahallî a??zlar?n tesirinden ba?ka, en çok dile yabanc? kelimelerin sokulup sokulmamas?na göre de?i?ir.
K?pçak sahas?nda Alt?nordu'nun da??lmasj ile daha küçük idarî zümrelerin vücuda gelmesi, Timur devletinin y?k?lmasiyle Orta Asya'da vukua gelen istikrars?zl?k yüzünden bir k?s?m Türk kabilelerinin K?pçak sahas?ndan Orta Asya'ya do?ru göç etmeleri, bir taraftan bu sahalarda Türk boylar?n?n birbiriyle kayna?malar?na yard?m etti?i gibi, di?er taraftan mevcut Türk kültür merkezlerinin tekrar hafiflemesine ve bir k?sm?n?n yer de?i?tirmesine de sebep olmu?tur. Birçok Türk kuvvetlerini, kendi mukadderatlar?n? Türk.ili d???nda arama?a sevkeden bu devrin vak'alar?, siyasî ve idarî bak?mdan oldu?u kadar, kültür bak?m?ndan da birçok kay?plara sebep olmu?tur. Bu devirden itibaren bu m?ntakalar?n mukadderat? uzun bir zaman için tâyin edilmi? oldu. ilim ve edebiyat sahas?ndaki durgunluk, Türk dili için tesirsiz kalamazd?. Kuvvetli edipleri yeti?tirecek havan?n art?k mevcut olmamas?, tabiî olarak, Türk dilinin hayat kudretine de en büyük darbeyi indirmi?tir. Daha dar bir muhitte ve daha çok darla?an ihtiyaçlar? kar??lamak mecburiyetinde kalan yaz? dili, ister istemez, eski malzemenin büyük bir k?sm?n? kullanmamak, bunlar? unutmak ve daha çok mahallî a??zlar?n hususiyetlerine uymak mecburiyetinde kalm??t?r. Orada burada gölge halinde mevcudiyetlerini muhafaza eden mektep ve medreselerde tedris dilinin daha çok yabanc? (Arap ve Fars) dillerine istinad ötmesi de bunun tabiî bir neticesi idi.
Ruslar'?n do?uya do?ru ilerleyerek, Türk rmntakalar?n? birer birer kendi hâkimiyetleri alt?na almalar?, vaziyeti daha kar???k bir hale getirmi? ve tabiî engellere bu defa kar?? taraf?n, Türk milliyetini parçalama gayesini güden plânl? siyasî-idarî müdahalesi de eklenmi?tir. Rus hükümeti Türk millî birli?ini y?kmak için, ne kadar çare
dü?ünebildi ise, bunun hepsini tecrübe etmi?tir, idarî birlikler vücude getirirken, Türk ekseriyetini b?rakmamak, Türk topraklar?n? parçalamak, Türk m?nt?kalar?n? birbirinden ay?rmak için, sun'î muhacir m?ntakalar? yaratmak, buna müsait olmayan yerlerde hususî idareler vücuda getirmek vs. gibi vas?talarla maddî temelleri y?kma?a u?ra?t??? gibi, bir devre için Türk millî birli?inin temellerinden olan ?slama kar?? misyonerler te?kilât? vücude getirmek, maarifin mümkün mertebe Türkler aras?na girmemesi için çal??mak, maarif matbuat?na müsaade etmemek, millî mukadderat üzerinde söz söyletmemek, Türkler'in umumî isminin idarede ve hattâ ilmî ne?riyatta bile kullan?lmas?n? yasaklamak ve Türkler aras?ndaki hususî münasebetlere bile mâni olmak gibi mânevi varl??a kar?? en sert tedbirleri almaktan çekinmemi?tir. Bol?evik devri, Çarl?k zaman?nda tatbik edilen üstü kapal? siyasetin daha aç?k ve daha te?kilâtland?r?lm?? bir ?eklidir. Türk vatan? birçok "sözde müstakil" devletlere ayr?ld?, kabileler - millet ve ?iveler - dil olarak ilân edildi; Türk dili de Rusça ile birlikte bu ayr? m?ntakalar?n idare dili olarak tan?nd?. Bu sahada yap?lan en büyük müdahale de, her Türk kabilesine ayr? bir fonetik alfabe kabul ettirilmesi suretiyle olmu?tur. Böylelikle dilin medenî-içtimaî bir unsur olmaktan ç?kar?larak, küçük zümrelerin yaln?z gündelik ihtiyaçlar?n? temin edebilecek bir ?ekil almas? için u?ra??lm??t?r. Böylö ?ivelerle bugünkü medenî hayat?n ihtiyaçlar?n? temin etmek imkân? olmad???n?, Türkler kadar, bol?evikler de bilmiyor de?illerdi. Fakat onlar?n fik-rince, bu ihtiyaçlar?n büyük bir k?sm?, Türk dili yerine Rus dili vas?tasiyle temin edilecekti. Bütün bunlar?n, tabiatiyle, eskiden beri gelen umumî yaz? dili aleyhine ayr? ?ivelerin kullanma sahalar?n?n geni?lemesinde ve o nisbette bu ?ivelerin umumî yaz? dili içindeki vaziyetlerinin de?i?mesinde, az çok tesiri olmu?tur.
Kuzeybat? zümresinin eski dili meselesi, güneybat? zümresindeki gibi, yaln?z dili sadele?tirmek olmay?p, ayn? zamanda bu zümre içindeki ?ivelerin umumî yaz? diline olan münasebetlerini de tâyin etmek meselesidir. Türk dilinin bünyesindeki sa?laml?k, yabanc? muhit ve dillerin tesirinde as?rlarca kald??? halde sars?lmad??? gibi, Ruslar'?h müdahalesi de onun bünyesinde bir gedik açmaya muvaffak olamam??t?r. Nisbeten k?sa sürmü? olan bu tecrübe Türk ?ivelerinin kendi aralar?nda icat kudretini yokiam?? ve Türk muhitine bu meselenin" hallinde ayr?l??a de?il, birli?e do?ru yürümenin zarurî ve mecburî oldu?unu isbat etmi?tir. Türk ?iveleri bugüne kadar oldu?u gibi ilerde de bir tek yaz? dilinin devaml? inki?af?n? temin eden canl? birer uzuv olarak ya?amakta devam edeceklerdir.
Yukar?da söylenenlerden bir netice ç?karmak istersek, Türk tarihinin yaratt??? duruma ve gerek dü?manlar taraf?ndan vücude getirilmeye çal???lan sun'î manialara ra?men, güneybat? ve kuzeybat? gruplar? aras?ndaki farklar? ortadan kald?rarak veya her ikisini de birle?tirerek daha zengin ifade imkânlar? bulmak suretiyle, bir tek yaz? dili vücude getirmek için hiçbir engel yoktur. Yaln?z her iki zümrenin de bu i?in ehemmiyetini kavramas? ve her iki grubun da hususiyetlerine ve bilhassa as?l Türk dilinin kendi bünyesine uygun bir ?ekilde geli?tirmek çaresini bulmas? lâz?md?r. Bunun için de, dilin yaln?z bir vas?ta olmay?p, bilâkis onun tabiî bir varl?k oldu?unu ve ancak kendi bünyesi içinde tabiî kanunlar? dahilinde geli?ebilece?ini idrak etmek gerekir.
Kaynak: Türk Dünyas? El Kitab?, Türk Kültürünü Ara?t?rma Enstitüsü Yay?nlar?: 121, C.II, s.59-68, Ankara 1992.
Re?id Rahmeti ARAT
|
| |
|
|